Röportajlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Röportajlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2009 Salı

Cemal Nalga: "Yaşananlar akıl tutulması"



Cemal Nalga Haberturk'e konuştu...
Galatasaray ve basketbol tarihine geçen tarihi skandalın ‘istemeden de olsa’ başrolünü oynayan Cemal Nalga, HABERTÜRK’e konuştu: "Kendimi cinayet işlendikten sonra eline silah tutuşturulmuş sanık gibi hissediyorum. Hocam istedi, ben de uyguladım."

Cezalı olmasına karşın kendisini oynatmak isteyen antrenörünün talimatıyla hazırlık maçında takım arkadaşı Tufan Ersöz’ün 7 numaralı formasını giydiğinde başına geleceklerden habersizdi... Galatasaray’ın ve basketbol tarihinin en büyük skandallarından birinin “istemeden de olsa” başrol oyuncusu olduğunu fark ettiğinde ise artık çok geçti... Cemal Nalga’nın dünyası “kariyerinin baharında” olduğu bir dönemde aldığı 2 yıllık ceza ile karardı.. Kendini “cinayet işlendikten sonra eline silah tutuşturulmuş” sanık gibi hissettiğini söyleyen Cemal, suskunluğunu bozdu, çektiği sıkıntıları paylaşmaya karar verdi ve içini HABERTÜRK’e döktü:

‘REDDETME LÜKSÜM YOKTU’
“Sırtına o formayı giyen ben olduğum için insanlar doğal olarak olayın nasıl cereyan ettiğine değil, sahada kimin o forma ile oynadığına bakıyor. Antrenörlerimiz Skyliners maçından önce konuştular. Ben maçta oynamayacağım diye biliyordum. Sonra Mert Uyguç soyunma odasına gelip antrenörümüz Okan Çevik’in kararını iletti, Tufan’ın formasını giyeceğimi söyledi. Kendisi de ‘Büyük bir risk alıyoruz. Aslında bu forma ile oynamamalısın’ dedi. Yarısı Türk seyircilerle dolu olan bir salonda, herkesin elinde telefon ve kamera varken başkasının formasını giyip, oynuyorsun. Ama hocanın talimatlarına uymak zorundaydım. Ters düşsem, takımda yer edinemez, forma şansı bulamazdım. Reddetme lüksüm yoktu. Okan Çevik beni ilk beşte başlattı, çıkıp oynadım. Arkadaşlarım da ‘Bize de böyle bir şey söylense, biz de yapacaktık, canını sıkma’ dedi.”

‘BİR YERDEN ÇIKACAKTI’
“Teknoloji bu kadar gelişmişken, başka bir forma ile sahaya çıktığımda fark edilmemesinin imkansız olacağını, er geç bir yerden kokusunun çıkacağını tahmin ediyordum. Ama teknik kadronun böyle bir endişesi yoktu. Ben de bu kadar rahat olmalarından ve onların telkinlerinden yola çıkıp, olayın önemsiz olduğunu, belki de hep yapıldığını düşünmeye başlamıştım. Türkiye Kupası maçlarında Mert Uyguç, ‘Cezan bitti, artık oynayabilirsin’ dedi. Hâlâ Almanya’daki maçlarda Tufan’ın formasını bu yüzden giydiğimden habersizdim. Tüm bu olan bitenler akıl tutulması.”

'20 DAKİKA AĞLADIM'
“Cezayı duyar duymaz gözyaşlarına boğuldum. 20 dakika boyunca aralıksız olarak ağladım ve gece uyuyamadım.” “Benim hiç aklımda olmayan, hiç düşünmediğim bir olay başıma geldi. Bu kadar ağır bir ceza ile karşı karşıya kalacağımı bilsem kesinlikle o formayı giymezdim. Açıkçası bana böyle bir kötülüğü reva görecekleri hiç aklıma gelmedi.” “Okan Ağabey gelip benden özür diledi, çok üzgün olduğunu söyledi. Ama ne Cengiz Ağabey, ne Koray Ağabey, ne de Mert Ağabey bir telefon açıp özür bile dilemediler. ‘Bizim yüzümüzden oldu, kusura bakma’ bile demediler. Bu yüzden büyük hayal kırıklığı yaşadım.” “Şu an Galatasaray’da muhatap alacak kimse de kalmadı. Kulüpten bir kişi de arayıp benim böylesine mağdur olduğum bir durumda destek olup, tesellide bulunmadı. Bu da beni üzen ayrı bir konu.”

‘TAHKİM’E GİDİYORUM’
“Benim için tek şans artık Tahkim Kurulu’na gitmek. Cezayı hak etmedim. Bana dolaylı yoldan bir bedel ödetiliyor. İşin sorumlularının ceza çekmesi normal ama bana verilen ceza çok ağır. Bu yüzden avukatlar aracılığıyla hakkımı Tahkim Kurulu’nda arayacağım.”

‘TEK ŞANSIM YURTDIŞI’
“Askerlik tecilimin ceza nedeniyle iptal olması ayrı bir dert. Üniversite mezunu değilim ve fazla seçeneğim kalmıyor. ULEB Kupası’nda Galatasaray için oynayabileceğim. Ama eğer ceza böyle kalacaksa, benim için en uygunu yurt dışına giderek, orada
oynamam.”

‘CENDERENİN İÇİNDE KALDIM’
Galatasaray’a gönülden bağlıyım. 22 yaşındayım ve 4 yıldır Sarı-Kırmızılı formayı giyiyorum. 2010 Dünya Şampiyonası kadrosuna girmeyi beklerken, birdenbire kendimi böylesine bir cenderenin içinde bulmak gerçekten üzücü.”

Tufan Ersöz beni ‘Sakın diskalifiye olma’ diye uyardı
Cemal Nalga, maç öncesi formayı giydiğinde yaşananları da şöyle anlattı: Soyunma odasında konunun ciddiyetinin farkında değildik. Takım arkadaşlarımla olay üzerine türlü türlü espriler yaptık. Ben Tufan’a oranla çok daha uzun ve iri olduğum için ‘O forma sana küçük gelmez mi? Üzerinde nasıl duracak?” diye takıldılar. Formanın asli sahibi Tufan’ın tepkisi ise ‘Oğlum sakın diskalifiye olup beni de yakma’ oldu. Zaten bu cümleden bile sonrasında başımıza neler geleceğinden haberdar olmadığımız net biçimde ortaya çıkıyor. Keşke o formayı giymeden önce beni bir uyaran olsaydı da başımıza tüm bunlar gelmeseydi.

Röportaj: Gökhan Türe

10 Kasım 2009 Salı

Willie Solomon: "Tanjevic nedeniyle ayrıldım"



Solomon'a göre suçlu Tanjevic...
Fenerbahçe Ülker'in son yıllarda en fazla konuşulan oyuncusu Willie Solomon, takımla olan sözleşmesinin feshedilmesinin ardından Türkiye'den ayrılırken son röportajını Milliyet gazetesi basketbol yazarı Ümit Avcı'ya verdi.


Röportajın tam metni:

Fenerbahçe Ülker ile ilişkisi kesilen Willie Solomon, gitmeye mecbur kaldığını söyledi, “Bu durumun sorumlusu ne benim, ne de taraftar. Tek suçlu, yıldız oyuncudan nefret eden, Mehmet Okur’u bile oynatmayı beceremeyen antrenördür” dedi

Fenerbahçe taraftarı belki de çok uzun zamandır hiçbir yabancıyı bu kadar çok sevmedi. Futbolda Alex neyse, basketbolda da Solomon oydu. Evet, biraz fazla deli doluydu, çılgındı, kontrolü çok zordu. Ancak Avrupa’da oynadığı tüm takımlarda kupa sevinci yaşaması, onu farklı kılıyordu. Sadece 2008-2009 sezonunda Fenerbahçe Ülker formasıyla şampiyonluğa ulaşamayan yıldız oyuncuya göre, geçen yıl ayrılma kararı aldığı sarı-lacivertli formaya yeniden dönüşünü de taraftara duyduğu aşk nedeniyleydi. Ancak büyük aşk şimdilik bitti. Coach Bogdan Tanjevic ile yıldızı bir türlü barışmayan Solomon ile Fenerbahçe Ülker arasındaki kontrat feshedildi. Solomon ‘tekrar görüşeceğiz’ diyerek ülkesine giderken, yanında sadece MİLLİYET vardı. Biz sözü ona verdik, bakın o neler söyledi...


- Herkes şunu bilsin ki, ben gitmek istemiyordum. Gitmek isteyen bir oyuncuyu zaten burada tutamazsınız. Bu durumun sorumlusu ne kulüptür, ne taraftar, ne de benim. Tek suçlu Tanjevic’tir. O saha dışında iyi bir insan, yemeklerde ya da dışarıda bir yere gittiğimizde iyi biri ama saha içinde yıldız oyuncudan nefret ediyor.
- Evet haklısınız, idmana gitmemek de suçtur ve ben bu suçu işledim. Bile bile yaptım. Bunun hata olduğunu biliyorum ama artık sabrım kalmadı. Tanjevic’le oturup konuşuyorduk ama hiçbir şey değişmiyordu, onun tavırları hep aynıydı. Böyle devam edince ben de artık onun çevresinde olmak istemedim.
- Ben her zaman şampiyonluk için oynarım, bunu isterim. Taraftar da hemen şampiyonluk istiyor. Çünkü burası Fenerbahçe. Burada ‘2010’da şampiyon olalım, 5 yıl sonra başarılı olalım’ diye hedef belirlenemez. Gelecek yıllarda kazanılacak başarı için burada değilim. Ama iki sene önce de geleceğin planları yapılıyordu, bu sene de... Sıkıldım bundan.
- Evet kulübe gidip özür diledim. Ama Fenerbahçe ve taraftardan diledim, kesinlikle Tanjevic’ten değil. Onun olduğu yerde artık ben olmam. O giderse Fenerbahçe’ye yeniden dönebilirim. Çünkü taraftarı çok seviyorum. Ama Tanjevic varken asla...
- Kolay bir oyuncu olmadığımı biliyorum. Çünkü ben yıldız bir basketbolcuyum. Aydın Örs ile çalışırken de kadro dışı kaldım, doğru. Ama ona saygı duyuyordum ve gidip özür diledim. O beni nasıl kullanacağını çok iyi biliyordu. Sonuçta da nasıl şampiyon olduğumuzu herkes gördü.
- 2 yıl önce Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı Fenerbahçe’ye kazandıran basketi attığımda benden iyisi yoktu. Çünkü daha Tanjevic yeni gelmişti ve bana çıkıp bu maçı kazan demişti. Dediğini yaptım, bana o kadar iyiydi ki. Ama daha sonra bu ilgiyi sevmedi. Benim parlamamı istemedi. İşte ben o anda durumun farkına vardım.
- Şimdi ilk olarak evime gitmek istiyorum. Daha sonra menajerimle konuşup karar vereceğiz. Avrupa’ya dönme ihtimalim yüksek. Bu Türkiye de olabilir. Yani belli değil. Kesin olan tek şey, bir daha Tanjevic ile aynı ortamda bulunmayacağım.
- Geçen sezon başında takımdan ayrılmaya karar vermiştim. NBA ya da Avrupa’ya, ne olursa olsun gidecektim, bunu yaptım. Sonra istediğim ortamı bulamadım, sezon bittiğinde de basketbol oynama isteğim için tekrar bile bile Tanjevic’in takımına geldim. Ama gelirken onun için gelmemiştim. Fenerbahçe’yi ve taraftarını seviyorum. Beni çok iyi motive ediyorlardı. Onları özlediğim için takıma döndüm, bir şeylerin değişeceğini düşündüm ama yanılmışım.


‘Takımın çoğu aynı fikirde’
- Umarım Fenerbahçe Ülker sezonu şampiyon olarak bitirir, Euroleague’de de final-four oynar. Bunu gerçekten çok istiyorum ama Tanjevic’le çok zor. İşin ilginci takımdaki birçok oyuncu da benimle aynı şeyleri düşünüyor ama onlar haklı olarak konuşamaz. Çünkü kontratları var. Ben de bu zamana kadar konuşmadım ama artık ayrıldığıma göre bunları söyleyebilirim.

‘Ben niye kıskanayım?’
- Greer ya da Kinsey’le aramda kıskançlık olduğu konuşuluyor. Şimdi herkese söylüyorum. Girin internete, sırayla benim ve onların ismini yazın. Kimin neler yaptığına, nerelerde oynadığına bakın. Yani kariyerlerimizi, başarılarımızı karşılaştırın. Benim söyleyecek bir sözüm yok. Ama kimin kimi kıskanması gerektiği çok açık ortada. Onun dışında takım arkadaşlarımla aramda sorun yoktu. İyi anlaşıyorduk, birbirimize saygımız vardı ama coachun bize yoktu.

‘Mehmet Okur’u bile oynatamıyor’
- Düşünün Mehmet Okur NBA’de All Star oldu, şampiyonluk yaşadı. Daha ne yapabilir ki. O bile Milli Takım’da oynayamıyor, oynatılmıyor. Ben Mehmet’in neler yaşadığını çok iyi anlıyorum. Tanjevic kendi oynatabileceği isimlerle çok mutlu ama benim gibi yıldız ve kariyerli isimlerle bir arada olmaktan hiç hoşnut değil. Çünkü ilginin ana merkezinde kendisi olmak istiyor, bizim sahneye çıkmamızdan çekiniyor.
- Oynattığı sistemi bir türlü anlayamadım. Ben anlamamışsam kimse de anlayamaz. Ben takımın oyun kurucusuyum ve öncelikle coacha inanmam lazımdı, ama inanmıyorum. O da bana güven duymuyor, gözümün içine bakmıyor. Böyle bir yerde nasıl durabilirim ki?


Solomon kimdir?
Doğum T.: 20 Temmuz 1978, Doğum Yeri: ABD
Boyu: 1.87, Kilosu: 84, Oynadığı takımlar: Memphis Grizzlies, Aris, Hapoel Kudüs, Efes Pilsen, Maccabi Tel Aviv, Fenerbahçe Ülker, Toronto Raptors, Sacramento Kings

Fenerbahçe performansı
2006-2007: 33 maç: 12.64 sayı, 4.9 asist, 3.1 ribaunt
2007-2008: 33 maç: 14.18 sayı, 5.7 asist, 3.3 ribaunt
2008-2009: 15 maç: 11.67 sayı, 3.5 asist, 2.5 ribaunt
2009-2010: 2 maç: 6 sayı, 2.5 asist, 2 ribaunt

6 Kasım 2009 Cuma

Simas Jasaitis Türkiye günlerini yorumladı



Jasaitis derbi atmosferini merak ediyor.
Galatasaray Cafe Crown'un yıldız forveti Simas Jasaitis, Türkiye'deki günlerini, Türkiye ligini ve önümüzdeki hafta oynanacak Galatasaray - Fenerbahçe derbisi öncesi düşüncelerini NTV'den Irmak Kazuk'a anlattı.

Jaska lakaplı oyuncu, röportajda şu ifadeleri kullandı: "Aslında buraya geleli daha neredeyse bir ay oldu. Ama şu ana kadar her şey çok güzel. En ufak bir problemim bile yok. Sonuçta buradaki her şey benim için çok yeni. Yeni bir takım, yeni arkadaşlar, yeni bir sezon. Her şey yolunda gidiyor. Geçtiğimiz sezon İspanya'da oynadım ve bence İspanya Ligi Avrupa'nın en güçlü, en sert ligi. Ama Türkiye Ligi'nin de üst düzey liglerden biri olduğunu biliyorum. Efes Pilsen, Beşiktaş Cola Turka, Türk Telekom, Galatasaray Cafe Crown ve Fenerbahçe Ülker gibi zirveye oynayan iddialı takımlar var. Bu da Beko Basketbol Ligi'ni daha da zorlaştırıyor. Benim ülkemdeki Lietuvos Rytas-Zalgiris Kaunas maçları gibi olduğunu biliyorum. Bu maçlar hep tansiyonu yüksek mücadeleler olurlar. Galatasaray'ın bir futbol maçına gittim ve Galatasaray taraftarının takımlarını nasıl desteklediklerini gördüm. Belki basketbol maçlarında bu kadar seyirci olmuyor ama duyduğuma göre Fenerbahçe Ülker maçında bayağı bir taraftar olacakmış. Nasıl bir atmosfer olacak şimdiden merak ediyorum."

4 Kasım 2009 Çarşamba

Antonio Graves: "Cibona'da rolüm farklı"



Graves, "Türkiye'de olmak güzel"
Basketbolseverlerin geçtiğimiz sezon Galatasaray Cafe Crown’dan yakından tanıdığı ABD'li oyuncu Antonio Graves, Cibona Zagreb formasıyla Fenerbahçe Ülker ile karşılaşacak.

NCAA kariyerini Pittsburgh’da geçirdikten sonra 2008-09 sezonunu Galatasaray Cafe Crown’da oynayan Antonio Graves, gerek Beko Basketbol Ligi gerekse de Eurocup’da gösterdiği performans ile dikkat çekti. Sarı Kırmızılılarda 32 lig maçında 15,2 sayı 2,3 ribaund 2,2 asist ve 1,8 top çalma ortalamalarını yakalayan Graves, yeni sezonda Cibona Zagreb forması giyiyor.

Euroleague’de Fenerbahçe Ülker ile karşılaşacak Cibona Zagreb’in yeni transferi Graves, tekrar Türkiye’de olmaktan dolayı büyük mutluluk duyduğunu söyledi.

Öncelikle Türkiye’ye tekrar hoş geldin. Neler hissediyorsun?
Gerçekten heyecanlıyım. İstanbul’da ve Türkiye’de olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Geçen sezon Galatasaray Cafe Crown ile burada çok güzel vakit geçirdim. Güzel anılarım ve arkadaşlıklarım var. Umarım bir gün tekrar Türkiye’ye gelirim. Çünkü İstanbul’u çok seviyorum

Fenerbahçe – Galatasaray arasındaki rekabeti biliyorsun. Daha önce de Galatasaray Cafe Crown forması ile Fenerbahçe Ülker karşısında oynadın. Cibona Zagreb forması ile Sarı Lacivertlilere karşı oynayacaksın.
Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki rekabeti tüm dünya biliyor. Çok köklü kulüpler ve bu heyecanı oyuncu olarak geçen sene yaşadım. Evimizdeki maçta seyircimizin de desteği ile Fenerbahçe Ülker’i yendik, deplasmanda ise kaybettik. Her iki takımın da taraftarları muhteşem. Bu duyguları yaşamak her oyuncuya nasip olmaz. Bu nedenle Galatasaray Cafe Crown ile bunu yaşadığım için kendimi şanslı görüyorum.

Maç öncesinde neler hissediyorsun?
Sezon öncesinde hazırlık maçlarında Fenerbahçe Ülker ile karşılaştık ve uzatmada kaybetmiştik. Gerçekten çok iyi oyunculara sahipler. Zaten iyi bir kadroya sahiplerdi ve buna takviyede bulundular. Abdi İpekçi Spor Salonu’nda daha önce Galatasaray Cafe Crown forması ile Fenerbahçe Ülker’e karşı oynamıştım. Şu anda salon gerçekten güzel hale getirilmiş burada oynamak gerçekten heyecan verici.

Cibona Zagreb’in performansını nasıl buluyorsun?
Sezona Adriyatik Ligi’nde iyi başladık. Oynadığımız 5 maçı da kazandık ve lider durumdayız. Ancak aynı şeyleri Euroleague için söyleyemeyiz. Euroleague gerçekten çok zorlu. Grubumuzda Barcelona, Montepaschi Siena ve Fenerbahçe Ülker gibi çok ciddi ekipler var. İlk iki maçımızı kaybettik ve bundan sonra elimizden geleni yapacağız.

Cibona’daki bireysel performansından memnun musun? Senden beklentiler ne yönde ?
Geçen sene Galatasaray Cafe Crown’daki rolümden çok farklı bir durumdayım. Galatasaray’da skorer bir kimlikle oynuyordum. Cibona’da antrenörümüz Perasovic geçen senekinden farklı bir yol izledi. Takım kimyası değişik ve adapte olmaya çalışıyorum. Bu biraz zaman alacak ve ben de elimden geleni yapıyorum. Euroleague her geçen sene daha da güçleniyor ve en zorlu grupta yer alıyoruz. İlk 2 maçta benden beklenenleri yapamadığımı biliyorum ancak bundan sonra bunun üstesinden geleceğime inanıyorum. Geçen sezon Cibona, Abdi İpekçi Spor Salonu’nda Fenerbahçe Ülker’i mağlup etmişti. Bu sezon da aynısını yaparak Euroleague’de ilk galibiyetimizi elde etmek istiyoruz.

Gelecek sene ülkemizde gerçekleştirilecek 2010 FIBA Dünya Şampiyonası hakkında neler söylemek istersin?
Bence Avrupa’nın en iyi liglerinden birisi Türkiye’de oynanıyor. Geçen sezon ben de Beko Basketbol Ligi’nde Galatasaray Cafe Crown ile heyecanı yaşadım. Ligdeki çekişme normal sezondan play-off final serisine kadar üst seviyedeydi. Dünya Şampiyonası’nın da Türkiye’de düzenlenecek olması çok güzel. Fırsat bulursam, hem burada Galatasaray Cafe Crown’daki takım arkadaşlarımla hasret giderir, ülkem ABD’yi de desteklemek istiyorum.

Röportaj: Erinç Toklucu

14 Ekim 2009 Çarşamba

Özyer, Beşok ve Mallet basın karşısında



Telekomlular iddialı!
Türk Telekom Antrenörü Murat Özyer ve oyuncular Hüseyin Beşok ile Demond Mallet yeni sezon öncesinde basın mensupları ile bir araya geldi.

Beko Basketbol Ligi’nde şampiyonluk hedefleyen Türk Telekom’un Antrenörü Murat Özyer, oyunculardan Demond Mallet ve Hüseyin Beşok bu sabah antrenman sonrasında basın mensupları ile bir araya geldi.

Konuşmasına "Türkiye'de ezberleri bozacağız" cümlesini hatırlatarak, başlayan Özyer, "Takım olarak teknik anlamda çok iyi yoldayız. Türkiye'de ezberleri bozmak istediğimizi söyledik. Bu sözün altını doldurmak zor ama biz zoru başarmak istiyoruz. Bu takım da bunun için bir araya geldi. Türkiye'de son 30 yıl içinde şampiyonluk sadece 3 defa İstanbul'un dışına çıktı. Basketbolun doğduğu yer olan Ankara'dan bu sene sadece 1 takım Beko Basketbol Ligi’nde olacak. Basketbol doğduğu yere ihanet etmiş görünüyor. Ankara'da basketbolu yeniden ayağa kaldırmak istiyoruz" dedi.

Özyer, Kristoffer Lang ve Hüseyin Beşok'un takımın 5 numaraları olacağını ifade ederek, takımda kilit rolün 4 numarada görev vereceği Erwin Dudley'de olacağını kaydetti. Özyer, Dudley'in hücum ve savunma performansının takım için çok önemli olacağının altını çizdi.

Özyer, taraftar sayılarını arttırmak için sürpriz bazı projelerinin olduğunu ifade ederek, ilk olarak Türk Telekom ailesi ile beraberliği sağlamak istediklerini söyledi. Özyer, transferle ilgili bir soruya ise, "Transferi konuşmak için erken. Basketbol dinamik bir oyun. Yeni bir takımız. Takımın maksimum halini görmek istiyorum. Takımın maksimum görüntüsü beklediğimizin altında olursa takviye yapabiliriz" şeklinde cevap verdi.

Türk Telekom'un Amerikalı oyun kurucusu Demond Mallet, takım olarak büyük hedeflerinin olduğunu ve buna çok çalışarak ulaşmak istediklerini belirterek, "İyi bir takımız. Kadromuzda maçın nasıl kazanılacağını bilen oyuncular var. Hedeflerimiz büyük. Bunlara ulaşmak ise çok çalışmaktan geçiyor. Yeni bir takımız ama çalışan her zaman ödülünü alır. İlk hedefimiz, son 8 takım arasına kaldığımız Türkiye Kupası'nı kazanmak. Avrupa Kupası ve ligde de iddialı bir takım olacağız" dedi.

Mallet, Türkiye'de insanların büyük bir kısmının aynı takımların tuttuğunu vurgulayarak, "Türkiye'de herkes Efes Pilsen, Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe'yi konuşuyor. Oturduğum yerin güvenlik görevlisi bile beni her gördüğünde 'Fenerbahçe' diyor. Biz, kendimize inanıyoruz. Çok iyi çalışıyoruz. Hedeflere ulaşmak ve gücümüzü herkese göstermek istiyoruz" diye konuştu

Tecrübeli oyuncu Hüseyin Beşok ise, en iyi şekilde Türk Telekom'a katkı vermek istediğini ifade ederek, "Antrenörümüz Murat Özyer ile 2 yıldır beraber çalışıyorum. Benim her zaman kişisel hedefim en iyi şekilde mücadele etmektir. Hocam da aynı düşünceleri benimsiyor ve burada da beraber çalışıyoruz. Saha içinde ve dışında takımım için elimden geleni yapacağım" dedi.

Hüseyin Beşok, bir gün yeniden Milli Takım'da oynamayı hayal ettiğini belirkterek, "Önümde her zaman hedefler var. Yaşım ne olursa olsun en iyi şekilde çalışıyorum. Uzun süredir uzak kaldığım milli takım formasını yeniden giymek en büyük hayalim ama şu anda milli takımda uzun oyuncu sıkıntısı yok" dedi.

29 Eylül 2009 Salı

Kaf-Kaf'ın yeni transferi David Holston'u tanıyalım



David Holston röportajı.
Sakatlığı dolayısıyla hazırlık maçlarında henüz forma giyemeyen Pınar Karşıyaka'nın yeni transferi David Holston, hakkında bilinmeyenleri tbf.org.tr'ye anlattı...

NCAA’de geçtiğimiz yıl Chicago State forması giyen ve sezonu 25.9 sayı, 3.7 ribaund ve 6.4 asist gibi çok dikkat çekici bir ortalama ile tamamlayan David Holston yeni sezonda Pınar Karşıyaka forması giyecek.

Hazırlık döneminde geçirdiği sakatlık yüzünden İzmir temsilcisinin katıldığı turnuvalarda forma giyemeyen Amerikalı oyuncu, bu dönemde kenardan verdiği destek ile arkadaşlarına pozitif enerjisini aktarmayı başardı. Özellikle 3 sayı çizgisinin gerisinden çok etkili bir takım olarak göze çarpan Pınar Karşıyaka, sayı potansiyeli yüksek David Holston’ın katılımı ile yeni sezonda oldukça zorlu bir rakip olacağa benziyor.



Henüz Türk basketbolseverler hücum gücü çok yüksek olan 1.70’lik oyun kurucu ile tanışmasa da şu sıralar takımla birlikte antrenmanlara başlayan Holston, eğer iyi durumda olursa Teknosa Türkiye Kupası’nda basketbolseverlerle buluşacak.

Daha önce Casa TED Ankara Kolejliler’de ve Fenerbahçe Ülker’de forma giyen Marques Green, geçtiğimiz sezon Mersin Büyükşehir Belediyesi’nde oynayan Chris Lofton gibi oyun kurucular performansları ile ligimize renk katmışlardı. Bu kez da yeni sezonda David Holston, kendi değimi ile “kısa” bir oyuncunun yetenek ve zeka ile neler yapabileceğini bir kez daha gözler önüne serecek.

Top hakimiyeti ve asistleri ile NCAA’deki performansını süsleyen, uzak mesafeden ve savunmaların üzerinden attığı 3 sayılık basketleri ile rakip savunmaları çaresiz bırakan David Holston, kariyerinin ilk Avrupa tecrübesini Türkiye’de yaşacak. Karşıyaka taraftarını çok merak ettiğini ve İzmir’de olduğu için mutlu olduğunu dile getiren genç oyuncu, gelecek için ise “Gerçekçi olmamız lazım. Elbette her oyuncunun hayali NBA’de forma giymektir ama NBA için benim boyum kısa” derken kendisine gerçekçi hedefler koyduğunun altını çiziyor.

Türk basketbolseverlere sezon başlamadan seni tanıtmak istedik. Basketbola nasıl başladığını anlatır mısın?
Büyükannemin bana aldığı hediye sayesinde 4 yaşımdayken basketbolla tanıştım. O zamanlar benim için elbette eğlenceli bir oyundu. Büyüdükçe neler yapabileceğimi görmeye başladım ve basketbol benim hayatım oldu. Üniversitede de antrenörlük üzerine eğitim gördüm. Okul yıllarımda sergilediğim performanslar ise bu işi profesyonel olarak yapabileceğimi bana düşündürttü ve işte Türkiye’deyim.

Geçen sezon NCCA’de 25.9 sayı, 3.7 ribaund ve 6.4 asist ortalaması ile mücadele etmişsin. Bir oyun kurucu için bu rakamlar çok etkileyici. Geçen yılki performansın için neler söyleyeceksin?
Kolejde kariyerim adına çok güzel yıllar geçirdim. Bireysel anlamda başarılı olmamda takım arkadaşlarımın rolü çok büyüktü. Benim sayı atmama yardımcı oldular, topu benimle buluşturdular ve skora yönelik oyun tarzımı beslediler. Şu anda onlar sayesinde Avrupa’da bir takımda kariyerime devam edebiliyorum. Elde ettiğim istatistiklerde takım arkadaşlarımın etkisini görmezden gelemem.

Sana gelen transfer teklifleri arasından neden Türkiye tercih ettin? İzmir ve yeni takımın ile ilgili düşüncelerini de öğrenebilir miyiz?
Buraya transfer olmadan önce menajerim, antrenörün çok başarılı olduğunu söyledi ve Karşıyaka bana çok iyi bir teklifte bulundu. Ben de Avrupa’da kariyerimi sürdürme kararı aldığım için bu teklifi kabul ettim. Takım arkadaşlarımla çok iyi anlaşıyorum, uyum sürecimde hepsi bana destek oluyor. İzmir’e gelmeden önce burayı araştırmıştım ve çok güzel bir şehir olduğunu gördüm. İnternetten sadece şehrin güzelliğini görebildim ama İzmir’de yaşamaya başlayınca insanların da çok sıcak ve içten ilgisi ile karşılaştım. Burada olduğum için mutluyum.

Gelecekte kendini görmek istediğin en üst nokta neresi?
Her oyuncu NBA’de oynamak ister, bende orada oynayabilmeyi çok isterdim ama gerçekçi olmak gerekirse orada oynamak için kısayım. Oynayabildiğim kadar oynamak istiyorum. Elimden gelenin en iyisini yapıp, birlikte olduğum takımlarla Avrupa’da şampiyonluklar yaşayabilirim.

Kendi pozisyonunda izlemekten keyif aldığın yada özelliklerini beğendiğin oyuncular kimler?
Lindsey Hunter’ın oyun tarzını çok seviyorum ve birçok yönden onda kendimi buluyorum.

Sen kendi oyun kimliğini nasıl tanımlıyorsun? Türk basketbolseverler yeni sezonda nasıl bir David Holston izleyecekler?
Sert basketbol oynamayı seviyorum. Sahada tüm performansımı ortaya koyduğuma ve elimden gelenin en iyisini yaptığıma inanıyorum. Skora yönelik bir oyuncu olabilirim ama takım arkadaşlarımı da düşünerek, onlarla beraber oynamayı ve oynatmayı tercih ediyorum.

Röportaj: Gizem Kumbasar

26 Eylül 2009 Cumartesi

Ahmet Kandemir: "İstikrar başarıyı getirir"



Ahmet Kandemir play-off hedefliyor.
Mersin Büyükşehir Belediyesi antrenörü Ahmet Kandemir, geçen sezon gösterdikleri play off başarısının tesadüf olmadığını göstereceklerini söyledi.

Kayseri’de yapılan Türk Telekom International Cup’a katılan mersin Büyükşehir Belediyesi antrenörü Ahmet Kandemir, tbf.org.tr’ye yaptığı değerlendirmede bu sezon da play off oynayarak geçen sezon yakaladıkları başarının tesadüf olmadığını göstermek istediklerini belirtti.

Yeni sezona yeni bir kadro ile gireceklerini belirten Kandemir; “Geçen seneki kadromuzdan yabancı oyuncularımızı kaybettik. Ümit Sonkol da transfer yaptı. Geçtiğimiz sezon takımda yer alan yabancı oyuncularımız çok iyi katkı vermişlerdi. Bu yıl onların yerini doldurmak için transfer ettiğimiz oyuncular henüz hazır değiller. İyi bir hazırlık dönemi geçiriyoruz. Sinop’ta üç hafta süren bir kamp yaptık, özellikle Sinop kampı çok faydalı geçti bizim açımızdan. Hazırlıklarımızın bundan sonraki kısmını maç yaparak geçireceğiz ve takımı üst düzeye çıkarmaya çalışacağız” dedi.

Ligde önemli derecede yatırımlar yapan takımlar bulunduğunu ifade eden Ahmet Kandemir, Mersin BŞB olarak en azından geride kalan sezonki başarıyı tekrarlamaları gerektiğini belirterek, “Bu sezon yukarıdaki takımlar güçlerini daha da arttırdılar. Efes Pilsen, Fenerbahçe Ülker yatırımlarını arttırdı, Beşiktaş Cola Turka, Galatasaray Cafe Crown gibi takımlar da üst düzey takımlar haline geldiler. Bizim için en azından geçen seneki yerimizde bitirmek çok önemli. Mersin halkının play off oynamaya alışması lazım, en azından geçen sene yapılan işlerin tesadüf olmadığını göstermemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.

Yabancı oyuncularla uzun süreli sözleşme yapmanın zor olduğuna dikkat çeken Kandemir sözlerine şöyle devam etti: “Tabi ligde yer alan takımların hepsi elinden geldiğince yatırım yapmaya çalışıyor. Yeni çıkan Tofaş ve Bornova da belli seviyede yatırım yapıyorlar. Ancak ligde yabancı sayısı hızla artıyor. Bunun yanında Türk vatandaşlığına geçerek oynayan yabancı oyuncular da var. Takımlar çok fazla yabancı oyuncu endeksli bir düzene giriyor. Bence bu basketbolumuz için çok iyi bir şey değil. Çünkü yabancı oyuncularla uzun vadeli kontratlar yapmak kolay bişey değil. Gelen yabancı oyuncu ne kadar iyi olursa olsun bir sonraki sene oyuncularınız yine değişiyor. Kadroda devamlılık olursa başarı geleceğine inanıyorum. Hem ülkemizde hem Avrupa’da bakacak olursak milli takım ve lig düzeyinde devamlı bir arada oynayan takımlar daha başarılı oluyorlar”

Röportaj: Serkan Taşkın

19 Eylül 2009 Cumartesi

Tab Baldwin röportajı



Tab Baldwin, üst sıraları hedefliyor.
Geçtiğimiz haftalarda Kepez Belediye ile anlaşan tecrübeli antrenör Tab Baldwin, Serdar Çelik'e bir röportaj verdi.

Kepez Belediyesi’nin yeni antrenörü ama bizim için yeni bir isim değil Baldwin. Daha önce Türkiye’de 2004-2006 yılları arasında Banvit’i çalıştıran Tab Baldwin şimdi de Kepez Belediyesi’nin teknik patronu.

1958 doğumlu Amerikalı antrenör geçtiğimiz sezon Yunanistan’ın PAOK takımını çalıştırırken bu sezon ise yeniden Beko Basketbol Ligi’nde görev yapacak. Saha içi ve saha dışındaki sempatik tavırları ile herkesin beğenisini kazanan Baldwin kullandığı Türkçe kelimelerle de bizlerden birisi olduğu mesajını veriyor.

Kepez Belediyesi’nin yeni teknik patronu Tab Baldwin ile basketbol dolu bir röportaj gerçekleştirdik.


Daha önce Türkiye’de Banvit’te antrenörlük yapmıştınız. O günlere geri dönersek bize anlatır mısınız?
Banvit’te çok güzel günlerim oldu. Orada Başkanı’ndan, menajerine, yardımcı antrenörlere kadar çok hepsiyle çalıştığım için çok mutluyum. Hepsi güzel insanlardı. Orası çok büyük bir aileydi. Banvit’te hep birlikte güzel işler başardık ve görev aldığım için memnunum.

Kepez Belediyesi’ne geliş hikayenizi anlatır mısınız?
Daha önce Türkiye’de çalıştığım için Kepez Belediyesi’nin bana yaptığı teklifi hemen kabul ettim. Özelikle Antalya çok güzel bir şehir ve burada hem insanlar hem de hava çok güzel. Henüz 1 haftadır buradayım ama burada güzel bir organizasyon var. Gelir gelmez de bazı oyuncularla bağlantı kurdum. Çok çalışacağız. Hep birlikte İyi bir sezon geçireceğimize inanıyorum.

Türk Basketbolu ve Beko Basketbol Ligi hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Özellikle son yıllarda Türk basketbolu büyük ivme kazandı ayrıca Beko Basketbol Ligi Avrupa’nın önde gelen, kuvvetli liglerinden birisi. Ligde güçlü takımlar var. Avrupa’da İspanya’dan sonra takip edilen ligler arasında bulunuyor. Sert mücadeleler oluyor. Özellikle ilk 8-10 sıradaki takımlar oldukça güçlü, kendilerini ispatlamış kuvvetli takımlar.

Kepez Belediyesi’nin bu seneki hedefleri nelerdir?
Şuan takımın başına yeni geldim ve tam olarak bunun hesabını yapamayacağım. Şunu da söyleyeyim ki takımımın yukarılarda olmasını isterim. Ligin başlamasını bekliyoruz. Eğer ki iyi oynar, mücadele edersek zaten bunun karşılığını alacağız. Bundan şüphem yok.

Elinizde kaliteli bir kadro var. Oyuncularınız için neler söyleyeceksiniz?
Ersin Görkem, Cüneyt Erden, Fatih Solak, Erdem Türetken gibi önemli oyunculara sahibiz. 30 yaşın üstünde oyuncularımız var ama bu oyuncularımızın hepsi kendilerini ispatlamış, kaliteli isimler. Genç oyuncularımızla birlikte tecrübeli isimleri kaynaştırmak en büyük hedefimiz. Eğer bu kaynaşmayı başarırsak, hep birlikte güzel başarılar elde edeceğimiz inancındayım. Kadromuzu biraz daha kuvvetlendirmek için bir tane daha yabancı oyuncu bakıyoruz. İyi bir takımız ve daha iyi olacağız.

Yeni sezonda kafanızda planladığınız oyun planı nedir?
Takımım ile birlikte ben aynı şekilde çalışabiliyorsam, birbirimizi anlayabiliyorsak bu bizim sistemimizdir. Sistem değişikliğine ihtiyacım yok. Akıllı bir şekilde, çok çalışarak başarılı olacağız. Hep birlikte çalıştığımız zamanda sistemimiz kendiliğinden oturmuş olacak.

Beko Basketbol Ligi’nde Bogdan Tanjevic’ten sonra ikinci yabancı antrenör olarak görev yapıyorsunuz. Bunun için neler söyleyeceksiniz?
Antrenör Tanjevic, sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da da bir efsane. Çok iyi, uzun ve başarılı bir kariyeri var. Ayrıca Dünya Basketbolu çok açık, herkes birbirine bir şeyler öğretebiliyor. Benim de öğreneceğim şeyler var. Tanjevic’in kariyeri ile benimki oldukça farklı. Aynı ligde mücadele ederek birbirimize yardımcı olarak, bir şeyler öğreneceğiz. Tanjevic ile aynı ligde olduğumdan dolayı mutluyum.

A Milli Takımın, Polonya’daki Avrupa Şampiyonası’nda göstermiş olduğu başarılı performans hakkında neler söyleyeceksiniz?
Çok fantastik bir Milli Takımınız var. Onları izlerken bende heyecanlanıyorum ve kazanmalarını istiyorum. 2010 Dünya Şampiyonası’nın da Türkiye’de olduğunu düşünürsek bu şampiyona bana göre daha fazla önem kazanıyor. İkincisi de benim çalıştığım bir ülkenin Milli Takımımın başarılı olması beni ayrıca gururlandırıyor. Çünkü herkesin ilgisi buraya yoğunlaşıyor ve daha fazla ilgi görüyor.

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası için neler söylemek istersiniz?
Dünya Basketbol Şampiyonası, NBA organizasyonundan sonra Dünya üzerinde en fazla ilgi gören basketbol organizasyonu. Dünyanın en değerli basketbolcuları sahne alıyorlar. Herkes en iyisini yapmaya çalışıyor. Büyük ilgi ile izlenen bir şampiyona. Bu organizasyon sayesinde de Türkiye kendini tanıtabilecek, Türk basketboluna olan ilgi daha fazla artacak.

Röportaj ve Fotoğraf: Serdar Çelik

16 Eylül 2009 Çarşamba

Ahmet Çakı: "Hedefim Euroleague'in bir parçası olmak"



Ahmet Çakı, Euroleague istiyor...
Erdemir’in genç antrenörü Ahmet Çakı, gelecekte Euroleague’in bir parçası olmayı hedefliyor.

Darüşşafaka altyapısında uzun yıllar görev yaptıktan sonra 29 yaşında baş antrenörlüğe kadar yükselen Ahmet Çakı, Darüşşafaka’ya oynattığı basketbol ile otoritelerin büyük beğenisini kazanırken, tüm dikkatleri de üzerine çekmişti.

Askerlik döneminin ardından 2007-2008 sezonunda doğduğu şehrin takımı Mersin Büyükşehir Belediyesi ile anlaştı. Mersin temsilcisi ile sezonu onuncu sırada bitiren genç antrenör, bu tecrübesinin ardından farklı kazanımlar elde etmek ve kendini geliştirmek için Mersin Büyükşehir Belediyesi’nden ayrıldı. Yaz süresince A Milli Takım’da Bogdan Tanjevic’in üç yardımcısından biri olarak görev yaptı.

Geçtiğimiz sezona İtalya’nın Air Avellino takımında Zare Markovski’nin yardıncı antrenörü olarak başladı. Kısa süren bu tecrübesinin ardından ise 2008-2009 sezonun 6. haftasında ligin alt sıralarında bulunan Erdemir’den gelen teklifi kabul ederek Türkiye’ye döndü.

Ereğli temsilcinde görevi devir aldıktan sonra üst üste aldığı galibiyetlerle müthiş bir çıkış yakalayan Ahmet Çakı, son sıralarda yer alan takımı düşme potasından uzaklaştırırken normal sezonu 11. sırada tamamladı.

Hedefinin Euroleague’de mücadele eden bir takımı çalıştırmak olduğunu söyleyen Çakı, Darüşşafaka’yı çalıştırdığı dönemde ULEB Cup’ta oynadığı maçları unutamadığını belirterek, “Okan Çevik takımdan ayrıldıktan sonra ULEB Cup’ta ilk maçımı Juventus’a karşı oynamıştım. Arka arkaya oynadığımız 5 maçtan galip ayrılarak önemli bir çıkış yakalamıştık. O dönemde yaşadığım mutluluğun ve başarının tadı damağımda kaldı” diyor.

Hedeflerini yüksek tutarken, kendini geliştirmek için her fırsatı değerlendiren, pozitif yaklaşımları ile oyuncusundan, yöneticisine, taraftarından hakemine kadar herkesin saygısını ve sevgisini kazanan Ahmet Çakı ile geçmiş tecrübelerini, geçen sezonu, gelecek hedeflerini ve yeni sezonu konuştuk…

İlk olarak geçtiğimiz sezonun başında İtalya’da yaşadığınız tecrübeden biraz bahseder misiniz?

Kendimi geliştirmek adına Mersin Büyükşehir Belediyesi’nden ayrılma kararı almıştım. A Milli Takım’da da yardımcı antrenörlük görevini yürütüyordum. Sonrasında daha önce beraber çalıştığımız Zare Markovski’nin teklifini kabul ederek İtalya’ya gittim. Açıkçası planım oradaki üç aydan sonra, bir ay Rusya’da CSK Moskova veya başka takımlarda çalışarak sezonu bitirmekti ama vize yenilemek için Türkiye’ye geldiğimde Erdemir’den teklif aldım. Özellikle Oğuz Özgen ile yaptığımız görüşmeler beni pozitif yönde etkiledi ve Erdemir’in teklifini kabul ettim.

Aslında Avrupa tecrübesi çok da planladığınız gibi gelişmemiş. Neden tekrar Türkiye’ye çevirdiniz rotanızı? Ligde kötü durumda olan Erdemir’den gelen teklif sonrasında nasıl bir değerlendirme yaparak Avrupa’dan vazgeçtiniz?

Açıkçası Avrupa’da bir takımdan baş antrenör olarak teklif gelseydi ve 1-2 yıllık bir sözleşme imkanı olsaydı, o zaman Avrupa’da kalmayı düşünebilirdim. Bana İtalya’da yardımcı antrenör olarak yarım sezon teklif ettiler. O dönemde benim isteğim kendimi geliştirecek bir ortamda bulunmaktı. Bu anlamda geçirdiğim 3 aylık sürecin bana çok faydalı olduğuna inanıyorum. Euroleague’deki daha üst seviyeleri görebilme şansım oldu. Ama Erdemir’in teklifi ciddi bir iş teklifiydi. Kendi birikimlerimi ortaya koyabilme şansım olacaktı. İyi bir fırsat olduğunu hissettim ve Türkiye’ye döndüm. Yurtdışından baş antrenörlük teklifi gelseydi ve bu teklif doğru takımdan olsaydı, o zaman çok büyük avantajlarım olabilirdi. Ben kendimi üst seviyeye itmeye çalışan bir antrenörüm. Daha çok gencim ve kendimi daha da geliştirmem lazım. Ben, Erdemir’de bireysel olarak da takım olarak da iyi bir konumda olduğumuzu düşünüyorum. Dediğim gibi İtalya benim için faydalı oldu ama Erdemir önemli bir fırsattı. İyi ki de bu teklife olumlu yaklaşmışım. İyi bir yarım sezon geçirdik. Zare Markovski ile konuştuğumuz da kendisi bana “ Sen gelişimin hakkında her şeyi yapabilirsin, birkaç ay çalışırsın 6 ay ara verirsin, gidip gelirsin, yurtdışında görev alırsın ama eğer içine sinen bir teklif varsa bunu kabul etmelisin, bence Erdemir’e olumlu cevap ver” demişti. Onun beni bu yönde pozitif etkilemesi de bu kararı vermem de bir etkendi.

Biraz da geçtiğimiz sezon ile ilgili fikirlerinizi öğrenmek istiyorum. Önemli bir çıkış yakalayarak alt sıralardan kurtulup, sezonu 11. sırada tamamladınız. Bu süreçte neler yaşandı?

Evet, durumumuz biraz riskliydi. Ben göreve geldiğim zaman ilk altı maçımızda galibiyetimiz yoktu. Birçok arkadaşım bana bu göreve gelirken yanlış yaptığımı söyledi. Erdemir’in çalışma ortamında, elimizde ki oyuncular ile maksimum verimi almanın yollarını araştırdım ve bunda da başarılı oldum. Yaşımın genç olması da cesaretli olmamı tetikleyen bir unsurdu sanırım. Kaybedecek çok bir şey de yoktu aslına bakarsanız. Eğer bir sezon ligde final oynamış bir takımın antrenörüne sorsanız böyle bir teklifi doğal olarak kabul etmeyebilir, ama ben zaten kariyerime böyle bir başarı ile başlamamıştım. Aldığımız ilk galibiyetten sonra 3 maç üst üste kaybettik. Bu sonuçlardan sonra biraz kafamda soru işaretleri de oluştu ama sonuç olarak pozitif olacağına inandığım bir işe başlamıştım ve böyle de bittiği için çok memnunum. Basketbolda birçok faktör olduğuna inanıyorum. Sezona iyi başlamak, iyi çalışmak, iyi takım olmak, her zaman yeterli olmuyor. Rakip takımların durumu, sizin sezona başlarken ki sakatlıklarınız, oyuncuların form grafiği ve kendi aralarındaki uyumu gibi iç ve dış faktörler de var. Sonuçta geçen sezon Erdemir birinci lige yeni çıkmış bir takımdı. Yapılan transferler yerinde transferlerdi. Benden önceki dönemi çok bilmiyorum ama ben geldiğimde “Elimde bunlar vardı” demek de istemiyordum. Oyuncuları pozitif etkilemeye çalıştım. Alınan mağlubiyetlerin etkisinde kalmalarına engel olmak için elimden geleni yaptım. Benim göreve geldiğim dönemde moral olarak çok aşağılara düşmüş bir takım vardı. Olabildiğince özgüven vermeye çalıştım, herkese pozitif yaklaştım. Birazcık basketbol tarzını geliştirmek için çabaladım. Topu daha çok yarı sahada tutan, 20 saniyeler civarında hücum eden bir takım vardı, hücum süresini, oyunculara öz güven vererek daha aza çekmeye çalıştım. Bizim gibi orta seviyeli takımlarda dengeyi yakalayıp, oyuncuya bu özgüveni vermenin çok önemli olduğuna inanıyorum. Tüm bunları yaparken, Hakan Demirel ve Antwain Barbour gibi bize çok katkı sağlayan iki tane oyuncuyu takımımıza kattık. Takımdaki bütün oyuncular olayı sahiplenildi. Özellikle Erdal Bibo çok iyi bir çıkış yakaladı. Yöneticilerimiz özellikle de Erdemir çalışanları bize çok pozitif yaklaştılar. Evimizde kazandığımız ilk maçtan sonra salonun dolması bizi pozitif etkiledi. Üç maç üst üste kaybettik, en ufak bir negatiflik ile karşılaşmadık. Bence kulübün sağlam bir şekilde arkamızda durması da o dönem için çok önemliydi.

Transfer döneminin en flash takımlarından biri oldunuz. Kadronuzu 9 yeni oyuncu ile takviye edip radikal bir değişikliğe gittiniz. Hem yabancı hem de Türk oyuncu seçimlerinizdeki kriterlerinizi öğrenebilir miyiz?

Kulüp ile daha önceden 1.5 yıllık yaptığımız sözleşmeyi sezona başlarken 2 yıla uzattık. Benim göreve geldiğim dönemdeki Türkiye’nin ve fabrikanın ekonomik durumu ile şu andaki durum arasında çok büyük farklılıklar var. Bu yüzden yeni sezon bütçesinde değişiklikler yaşandı. Geçen yılın aşağı yukarı yarı bütçesi ile yeni sezonun kadrosunu oluşturmaya çalıştık. Ben hiçbir zaman “Şu kadar bütçe olmadan, bu oyuncu seviyesi olmadan başarıya ulaşılamaz” düşüncesini savunan bir antrenör olmadım. Ben, takım kimyasının, bütün sezon boyunca birbirine iyi ve kötü zamanlarda destek olmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu sene işimiz gerçekten kolay değil, çok çalışmalıyız. Bütün oyuncuların sorumlulukları var. Bir yada iki oyuncunun 20 sayı atacağı bir takım oluşturmadık. Kolay yoldan kıvrılmaktansa, çalışma ile orantılı ilerleyebilecek, yerlisinden tutun da yabancısına kadar hemen hemen her oyuncunun sorumluluk alacağı bir takım kurduk. Funk’ın 1 Ekime’ kadar tedavisi sürecek. Bu bizim için çok büyük bir dezavantaj oldu. Çünkü ben Mayıs ayında onu kadroda tutmaya kadar verdiğimde bizi bir adım yukarı çıkarabileceğine inanıyordum ama şu an bu fırsatı zaman olarak kaçırdık ve planlarımızın gerisindeyiz. Benim düzenimde kendisi çok önemli bir parça, çünkü biz basketbol sistemimizi onun üzerine kurguladık. Onu elimizde var olduğunu varsayarak takım oluşturduk ve Funk ne kadar erken takıma adapte olabilirse bizim için o kadar iyi olacak. Büyük ihtimalle Türkiye Kupası maçlarında bizimle birlikte olamayacak ama ligin ilk maçına yetiştirmeye çalışacağız. Her gün bir adım ileriye gidecek şekilde çalışmalarımıza devam edeceğiz, her hafta tüm oyunculardan maksimum verim alacağız ve her oyuncu takımın havasını hissederek oynayacak ve bu havaya göre performans sergileyecek.

Erdemir’in yeni sezondaki hedefi nedir?

Geçen sene Türkiye Kupası’nda final oynadık, bu başarı bizi çok mutlu etmişti. Yeni sezona da yine Türkiye Kupası’nda ilk 8’e kalarak başlamak istiyoruz. Geçen sene küme düşme hattında çok uzun süre kalmıştık, bu sezon lige iyi başlayarak buralardan uzak bir sezon geçirmeyi hedefliyoruz. Takımların güç dengeleri hakkında henüz yüzde yüz bir bilgim yok. Ligdeki gerçek hedefimiz rakiplerimizin durumuna göre şekillenecek. Ligdeki ilk beş takım çok değişmiyor. İlk beşi yenebiliyorsunuz ama ligdeki sıralamayı geçemiyorsunuz. Bu sene Banvit ve Kepez Belediyesi de çok büyük yatırımlar yaptı. İlk 8’i zorlayacaklarını düşünüyorum. Bizim amacımız ile ilk beş takım dışında kalan takımların amacı bana göre aynı. Bence altıncı takım ile on altıncı takım arasında çok da büyük bir fark oluşmayacak. Şu anda klasik “İlk 8’i kovalıyoruz” cümlesini söylemek istemiyorum, ya da “Düşmeyeceğiz” cümlesinden çok kupada ki ilk sekizin içinde olmak istiyoruz demeyi tercih ediyorum. Yakın hedefimiz bu ve gerçekleştirebilirsek çok mutlu olacağım. Oyuncularla yaptığım toplantılarda da aynen bu şekilde konuşuyorum. İlk hedefimiz, kupada ilk 8. Bu hedef, geçen sene oynadığımız finalden daha zor bir hedef. Bunu da biliyoruz.

Şimdiye kadar Bogdan Tanjeviç, Zare Markovski gibi önemli isimlerin yardımcılığın yaptınız. Birlikte çalıştığınız antrenörlerden neler öğrendiniz yada hangi yönlerini örnek aldınız?

Çalıştığım yabancı antrenörler çok önemli isimlerdi. Her alanda bir şeyler öğrenebileceğim antrenörlerdi. Siz sadece iki yabancı antrenörün ismini saydınız ama bu iki ismin dışında beraber çalıştığım çok önemli Türk antrenörlerde var. Okan Çevik, Halil Üner, Erman Kunter gibi. Genel olarak herkesten bir şeyler öğrendim. Onlardan öğrendiklerimle kendi tarzımı, felsefemi oluşturdum. Sizin sorduğunuz soruya cevap verecek olursam; Bogdan Tanjevic ile çalışırken fiziksel basketbolu gördüm. Savunmada maksimum fiziksel temasa dayalı basketbol içinde tempoya dayalı oyunu ve oyuncuların sahip olduğu potansiyellerinden %100 nasıl fayda alınacağını öğrendim. İtalya’da ise genel olarak sert bir savunma ve takım felsefesi üzerine basketbol oynanıyor. Zare Markovski’den geçirdiğim son 3 aylık bölümde rakibi nasıl analiz edeceğim konusunda çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim. İtalya’da ve Euroleague’de her maça hazırlanırken rakibi durdurmak için taktiksel incelemeler yapılıyor. Rakipteki her oyuncunun güçlü yanı, hücum düzenleri içinde nasıl etkisiz hale getirilebileceği üzerinde duruluyor. Her pozisyon için farklı durumlar düşünülüyor. Rakibin güçlü yönlerini minimize etmek için çalışıyorlar. Bu çalışmanın oyuncuları ve takımları çok fazla geliştirdiğini gördüm. Bu gördüklerimi ve öğrendiklerimi ben de uygulamaya çalışıyorum.


Kariyer hedefinizi öğrenebilir miyiz?

Hayalim yada hedefim Euroleague’in değişmez bir parçası olmak. Benden NBA ile Euroleague arasında bir seçim yapmamı isteseler, kesinlikle Euroleague takımında antrenörlük yapmayı tercih ederim. Avrupa Basketbolu’ndan çok keyif alıyorum ve bu kıtanın en güçlü takımlarının yer aldığı bir ligde mücadele veriyor olmanın hazzını yaşamak istiyorum. Daha önce Darüşşafaka ile ULEB Cup’ta çok güzel maçlar oynadık. Bu yarışta ilk önce Okan Çevik’in yardımcılığını yapıyordum ama o ayrıldıktan sonra takımın başında ilk olarak Juventus maçına çıkmıştım. Bu maçın ardından oynadığımız 5 maçı da kazanarak önemli bir çıkış yakalamıştık. O dönemde yaşadığımız heyecanın ve mutluluğun tadı damağımda kaldı. Erdemir ile de bu başarıları yaşamayı çok isterim.

Bu zamana kadar hakkınızda birçok yorum yapıldı ve bunların hepsi de çok olumlu yorumlardı. Böyle olumlu eleştirilmek de sizin için farklı bir motivasyon olsa gerek…

İnsanlar bana gerçekten çok pozitif yaklaşıyorlar. Darüşşafaka’da ki ilk senemde Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, gibi takımları yenmiştik. Bir sonraki sene yeni kurduğumuz takım da çok iyi sonuçlar almıştı. O dönemde herkesten çok destek gördüm. Hakkımda iyi şeyler söyledikçe ben elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum ve işime daha da iyi konsantre oluyorum. Bazı şansları çok erken yaşlarda yakaladım ve işimi de çok sevdiğim için bu şansları iyi kullandım. Kendimi geliştirmek için karşıma çıkan her fırsatı değerlendirdim. Pozitif bir insanım ve basketbola da çok pozitif yaklaşıyorum. Basketbol iş değil, bir hayat tarzı benim için.

Röportaj: Dilvin Yücebarlas

15 Eylül 2009 Salı

Caner Topaloğlu, Galatasaray Dergisi'ne röportaj verdi



Caner Topaloğlu'dan özel açıklamalar.
Galatasaray Cafe Crown'un yeni transferi Caner Topaloğlu, Galatasaray Dergisi'nin Eylül sayısına bir röportaj verdi.

Röportajın tam metni şöyle:


İstikrarlı – Hırslı – Savaşçı – İddialı: Caner Topaloğlu

Yeni sezona genç, dinamik ve mücadeleci bir kadroyla girmeyi hedefleyen Galatasaray Cafe Crown’da savaşçı yapısı ve oyun anlayışıyla yeni transfer Caner Topaloğlu öne çıkan isimlerden. Caner Topaloğlu, profesyonel olarak basketbola başlangıcını, hedeflerini ve Galatasaray’da yaşamak istediği başarıları bizlerle paylaştı…

(Röportaj: Umut Barış UÇAN| Galatasaray Dergisi, Eylül 2009, Sayı: 82)


BASKETBOLLA NE ZAMAN TANIŞTIN?
Babamın görevi dolayısıyla birçok ilde bulunduk. İlk olarak Kahramanmaraş’ta ilkokuldayken oynuyordum ama esas olarak Tekirdağ Anadolu Lisesi’nde beden eğitimi öğretmenim Kamil Tonay vasıtasıyla başladım. 1999 senesinde Ülkerspor altyapısına girdim. Yani profesyonel olarak ilk adımı Ülkerspor’da attım diyebilirim.

OKUL YILLARINDA OYNARKEN AKLINDA PROFESYONEL BASKETBOLCU OLMAK VAR MIYDI, PROFESYONELLİĞE GEÇİŞ YAPMANA SEBEP OLAN KIRILMA NOKTASI NEDİR?
O yıllarda tamamen hobi olarak okul takımında amatör bir şekilde oynuyordum. Sonra, Ülkerspor altyapı antrenörleri beni gördü ve orada oynamamı istediler. Ailemle beraber Tekirdağ’dan İstanbul’a taşındık. Yani onları peşimde sürükledim. Bu şekilde profesyonel rüyalar görmeye de başladım.

“GALATASARAY’DA KALICI OLMAK İSTİYORUM”

PROFESYONEL KARİYERİNE ÜLKER’DE BAŞLADIN, DAHA SONRA BÜYÜK KOLEJ’DE BİR SENE OYNADIN VE ARDINDAN ÜÇ SENE BANVİT’TE OYNADIN. TÜRKİYE BASKETBOLUNDA AYNI TAKIMDA ÜÇ SENE OYNAYAN OYUNCUYA AZ RASTLANIYOR. GALATASARAY’DAKİ BASKETBOL KARİYERİNİ DE BU ŞEKİLDE UZUN SOLUKLU MU KURGULUYORSUN?
Tabii ki Galatasaray’a geldim ve burada kalıcı olmak istiyorum. Galatasaray gerçekten çok büyük bir camia. Her oyuncunun tabii ki Avrupa hayalleri vardır ama ben ilk olarak Galatasaray’da kalıcı olmak ve Galatasaray’ı yukarılara taşıyarak bu hayallere ulaşmak istiyorum. Bu camiaya kendimi sevdirebilirsem ve Galatasaray başarılara imza atarken ben de kendi basketbolumu geliştirirsem çok daha güzel olur diye düşünüyorum.

GALATASARAY’A GELMEK, BÖYLE BÜYÜK BİR CAMİADA BULUNMAK SANA NELER HİSSETTİRDİ?
Tabii ki benim için çok önemli bir olay. Ben daha altyapıdayken A Takım’da oynayan oyuncuları görmek, onlarla idmanlara çıkmak, maçlara gitmek bana çok büyük bir heyecan veriyordu. Zaman geçtikçe, sizin o insanlarla aynı sahada olmanız, aynı formayı giymeniz bambaşka duygular yaratıyor. Önceden beri ileride olmak istediğim yerlere basamak basamak geldiğimi görmek çok güzel bir şey. Bunun sonucunda da Galatasaray gibi çok büyük bir camiaya gelmek güzel duygular hissettiriyor.

“EĞİTİM İKİNCİ PLANA İTİLMEMELİ”

KARİYERİN GERÇEKTEN DE SÜREKLİ YÜKSELEN BİR ÇİZGİ İZLİYOR. BUNUN YANI SIRA EĞİTİM HAYATINDA DA BAŞARILISIN. SON DÖNEMDE GENÇ BASKETBOLCULARIN SPOR VE EĞİTİM HAYATLARINI BİR ARADA GÖTÜREMEDİKLERİNİ, EĞİTİM HAYATLARINI GERİ PLANA İTTİKLERİNİ GÖRÜYORUZ. BU KONUDA GENÇ SPORCULARA NE GİBİ TAVSİYELERDE BULUNMAK İSTEDİĞİNİ VE EĞİTİMLİ OLMANIN SENİN BASKETBOLUNA NE GİBİ ARTILAR KATTIĞINI ÖĞRENEBİLİR MİYİZ?
Aslında bu konunun çok büyük zorluklarını çektim. Ben, Tekirdağ’dan geldiğimde Anadolu Lisesi’ne devam etmek istemiştim. Altyapıdayken okuldaki ders saatleri ile antrenman saatleri birbirine uymuyordu. İkisini bir arada götürebilmek için çok zorlandım. Türkiye’de 80’li yıllarda profesyonel basketbol oynayan ağabeylerimiz aynı zamanda çok iyi üniversitelerden mezun olmuş insanlardı. Doktor, mühendis etiketli basketbolcu ağabeylerimiz vardı. Şimdi basketbol pazarının büyümesi ile beraber iş paraya döküldü ve eğitim ikinci plana itildi. Hemen hemen bütün genç arkadaşlar bir İbrahim Kutluay, bir Hüseyin Beşok olma hayali ile yola çıkıyorlar. Ancak her sene bir Kutluay, bir Beşok gelmiyor. Bu hedeflerle yola çıkıp eğitimi de ikinci plana ittiğinizde tamamen sistemin ezip ortaya attığı gençlere dönüşüyorsunuz. Eğitimli sporcu olmak başlı başına ailenin bilinçli olmasıyla gerçekleşmiyor. Kesinlikle aile, okul ve kulüp üçgeninde uyumlu ve bilinçli bir çalışma yürütülmesi gerekiyor. Çünkü sadece sporcu değil aynı zamanda birey yetiştiriyorsunuz. Bu insanlar sonuç olarak hayata tutunmalılar. Bu gençlerin hayatlarını kazanmaları basketboldan olabilir, başka spordan olabilir ya da spordan olmayabilir. Sonuç itibarı ile bu gençlerin hayatlarını kazanmak ve kendilerini geliştirebilmek için eğitime her zaman ihtiyaçları var. Aynı zamanda sporcuların eğitimli ve çağdaş olmaları gerek oyun içerisindeki tavırlarında gerekse oyun karakterinde mutlaka kendini gösterir diye düşünüyorum. Başa dönecek olursam eğitimli sporcuların yetişmesi için kulüp, aile ve okulun işbirliğinin şart olduğunu düşünüyorum. Ben şu anda Bahçeşehir Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde öğrenciyim. Dört senedir İstanbul dışında olduğum için okulum biraz uzadı. Şu anda 10 dersim var ve inşallah bu sene hepsini temizleyip mezun olurum.

“ŞUTUMU GELİŞTİRİP BİR ÜST SEVİYEYE ÇIKACAĞIM”

TEKRAR BASKETBOLA DÖNECEK OLURSAK, SENİ ÖZELLİKLE SAVUNMANLA TANIYORUZ. SAVUNMANDAN EMİN OLDUĞUMUZ İÇİN HÜCUMUNU KONUŞMAK İSTİYORUM. BU SENE GALATASARAY HÜCUMUNDA NASIL BİR KATKIN OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORSUN?
Bu tabii işin biraz teknik kısmı ve antrenörümüzün beni nereye yerleştireceği ile ilgili. Sonuçta ben altyapıdan beri kaç dakika süre alırsam elimden gelenin en iyisini vermeye çalışan bir sporcuyum. İşin emek kısmını, göz önüne çok çıkmayan kısmını yapmaktan hoşlanıyorum. Hücumda sorumluluk alıp sayı atmam da artılarım olacaktır. Şu anda eksik yanım, hatta en büyük eksikliğim şutum. Bu konuda da kendimi geliştirdiğim ve istikrarı sağladığım sürece bir üst seviyeye çıkacağıma inanıyorum.

BU SPORDA KİŞİSEL HEDEFLERİN NELER?
Daha önce de belirttiğim gibi ilk hedefim Galatasaray’da başarılı olmak ve burada kalıcı olmak. Akabinde Türkiye’de düzenlenecek 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası’nda Milli Takım’da görev almak istiyorum. Uzun vadede de her Türk basketbolcunun isteyeceği gibi Avrupa’da başarılı ve iddialı bir kulüpte oynama hayalim var.

“MÜCADELECİ VE SAVAŞAN BİR TAKIM OLACAĞIZ”

GALATASARAY CAFE CROWN’U YENİ SEZONDA NASIL DEĞERLENDİRİYORSUN?
Galatasaray’ın bu sene, geçen seneye göre kabuk değiştirdiğini ve ciddi bir revizyona girdiğini görüyoruz. Sonuç itibarı ile geçen seneye nazaran ben de dahil olmak üzere daha genç arkadaşlarla çalışacağız. Haliyle bu gençliğin vermiş olduğu bir dinamizm, çeviklik sahaya yansıyacaktır. Sahanın her alanında koşan, maçın bitiş düdüğüne kadar mücadele eden bir Galatasaray olacaktır. Mücadeleci ve gerçekten savaşan bir takım olacağız.

BİRAZ DA BASKETBOL DIŞINDAKİ HAYATINDAN BAHSEDER MİSİN?
Yeni evliyim. Haziran ayında düğün yaptık. Eşimle lise son sınıftan beri beraberdik. Şimdi de güzel bir başlangıç yapmış olduk. Sezona hazırlık sürecinde idmanlarımız çok yoğun olduğundan bu dönem çok fazla sosyal aktivitede bulunamıyorum. Zaten daha yeni taşındığımız için hala evi kurmaya çalışıyoruz. Ancak genel olarak film seyretmeyi, eşimle birlikte dolaşmayı ve klasik olacak ama kitap okumayı severim. Pek büyük sayılmasa bile bir kitaplığım var.

“BU SEZON EN AZ BİR KUPA ALACAĞIZ”

SON OLARAK BÜYÜK GALATASARAY TARAFTARI’NA VERMEK İSTEDİĞİN MESAJ NEDİR?
Taraftarla birlikte oynama olgusu gerçekten bambaşka. Dolu tribünlerin önünde oynamak eforunuzu yukarılara taşıyor. Bu sene maçlarımızı Abdi İpekçi’de yapacağız. Umarım taraftarlarımız her maç tribünleri doldurur. Bizim de onlara gerçekten keyifli maçlar izleteceğimize inanıyorum. Bizi yalnız bırakmasınlar. Umarım bana inanan ve bana güvenen insanların yüzlerini kara çıkartmam ve inşallah bu sezonu en az bir kupayla bitiririz. Antrenman salonumuza girdiğimde salonda asılı duran şampiyon kadrolarımızın bayraklarını gördüm. Onların yanına kendi ismimizi de astırmak gerçekten çok gurur verici olur.


CANER TOPALOĞLU
Doğum tarihi: 17 Nisan 1985
Boy: 1.98
Mevki: Forvet

Caner Topaloğlu’nun Favorileri
Yemek: Kara lahana çorbası
Yazar: Nihat Genç
Film: Eşkıya/Esaretin Bedeli
Müzisyen: Kazım Koyuncu/Volkan Konak
Basketbolcu: Haluk Yıldırım


Geçen sezon Banvit’te 29 maçta forma giyen Caner Topaloğlu, 4.6 sayı – 2.1 ribaunt – 1.3 asist – 0.3 top çalma istatistikleriyle oynadı.

13 Eylül 2009 Pazar

GSbasket.org sordu, Okan Çevik yanıtladı



Okan Çevik röportajı.
Galatasaraylı taraftarların ve basketbolseverlerin buluşma noktası Gsbasket.org, Galatasaray Cafe Crown koçu Okan Çevik ile detaylı bir röportaj yaptı.

Röportaj metni şöyle:


Yeni sezon hazırlıklarının başladığı şu dönemde GSbasket.Org olarak bizler de taraftarlarımıza basketbol takımlarımıza dair birinci ağızdan merak edilenleri sunmayı planlıyoruz. Bu çerçevede öncelikle erkek ve bayan takımlarımızın antrenörleriyle birer söyleşi yapmayı düşündük ve ilk söyleşimizi Erkek Basketbol Takımımızın yeni koçu Okan Çevik ile gerçekleştirdik. Sitemiz adına söyleşiye Kerem Seçer ve Arda Öztürk katıldı ve hocamız tüm sorularımıza içtenlikle cevap verdi. Bu güzel söyleşi için antrenörümüz Okan Çevik'e teşekkür ediyoruz ve söyleşiye geçmek istiyoruz.

Hocam öncelikle bizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Sorularımıza takımın yeni sezonda oynamayı düşündüğü sistem ile başlamak istiyoruz. Yeni sezonda Galatasaray taraftarı olarak nasıl bir takım izleyeceğimiz, savunma takımı mı hücum takımı mı olacağımız konusunda meraklıyız. Bu konuda biraz bilgi verir misiniz?

Artık üst seviyelerde bir başarı bekleniyorsa savunma işin olmazsa olmaz bir parçası. Bence artık biz sadece savunmacı takımız sadece hücumcu takımız gibi bir yaklaşım hiçbir zaman için takımları üst seviyeye götürmüyor. Zaten savunmayı yapmadığınız zaman maç kazanmanız bile artık zorlaşıyor. Dolayısıyla biz illaki savunmacı bir takım olmak zorundayız zaten. Takım kimyamız gereği de hedeflerimiz gereği de olabildiğince sahada maksimum mücadeleyi ortaya koyan, agresif bir takım yaratmaya çalışıyoruz. Fiziksel anlamda diğer takımlardan aşağıda kalmadan ne kadar yukarı çıkabiliyorsanız, onları fiziksel olarak geçebiliyorsanız o kadar başarılı oluyorsunuz. Dolayısıyla bi defa bu sezon mutlaka ve mutlaka sahada çok fazla oyuncuyla oynayan, defansif yönü kuvvetli, çok agresif, her topun savaşını veren, her topu son topmuş gibi oynayan bir Galatasaray takımı izleyecek herkes.

Peki hücumda nasıl bir sistem düşünüyorsunuz?

Hücumda da takım olarak yavaş oynayacağız veya hızlı oynayacağız diye bir felsefemiz yok. Biz olabilecek en doğru atışı atmaya çalışacağız. Dolayısıyla bunun için mutlaka bir tempo gerekiyor. Zaten takımın çok geniş bir kadro olma nedeni de bu. Olabildiğince yüksek tempoda oynayacağız. Fakat bu yüksek tempoda oynamak da her elimize geçirdiğimizi atmak anlamında değil. Yani ister 3. saniyede olsun, ister 23. saniyede olsun olabilecek en doğru atışı yakalamaya çalışarak oynayacağız. Bu da bizim zaman zaman tempoyu yükseltmeyi, zaman zaman da düşürmeyi becermemizi gerektiriyor. Ama söylediğim gibi basketbolun doğruları içerisinde bir hücum oynayacağız. Kişilere çok fazla dayalı bir basketbol oynamayacağız. Yani bir düzen takımı olacağız. Kısacası tek başına her maç 30 sayı atan bir yada bir kaç tane oyuncunun sırtına dayalı bir Galatasaray takımı olmayacak.

Bu çerçevede merak edilebilecek bir konu da skorer oyuncu eksikliği. Takımda Gerald Fitch, Malik Dixon, Milan Gurovic, Antonio Graves tarzı bir oyuncunun olmadığını görüyoruz. Maç sıkıştığında, top el yakarken bunun sıkıntısını yaşamayacak mıyız?

Biz çok rahatlıkla çok daha alt seviye takımlarda 20-25 sayı averajlarıyla oynayan, her topu, elini geçirdiğini atan, %35-40'lar civarında şut yüzdesi olan oyuncuların transferlerini yapabilirdik. Bu Türkiye'de daha önce Galatasaray'da da yapıldı, başka takımlarda da yapıldı. Ama bizim bu seneki tercihimiz takım oyununa müsait, işin mücadele kısmını, kazanma kısmını ön planda tutabilen ve kesinlikle takımın bir parçası olmayı hedefleyen oyuncular. Bizde skorerler zaman zaman maçına göre çıkacaktır. Örneğin, bir maç Darius 18 sayı atarken, ertesi maç 5 sayı attığında başka biri 15 sayı atıyor demektir. Bu o oyuncuların inişli çıkışlı oynamalarından yada kötü oyuncu olduklarından değil de o maçlarda bizim avantajlı noktalarımızı kullanmamızdan kaynaklanacaktır. Yani bir gün Jasaitis'in şutunu tutamazlarsa onun üzerinden oynayacağız. Bir gün yavaş uzunlara karşı hareketli uzunlarımızla oynayacağız. Bir gün guardlarımızın penetresiyle oynayacağız. Yani buralarda da takımın paylaşımı ve birbirine duyduğu saygı önemli. Yani bir oyuncu o maçta sizden daha avantajlıysa, daha çok ön plana çıkacak özelliklere sahipse, diğer oyuncuların buna saygı göstermesi gerekiyor. Bu özelliğimizi yüksek yüzdeler ve kazanmak adına ön plana çıkarmamız gerekiyor. Bizim planlarımız da bu. Yani öncelikle iyi bir takım olmayı planlıyoruz.

Geçen sezonki oyunculardan özellikle Milan Gurovic hayal kırıklığı yarattı. Bu yüzden de yapılan transferler konusunda endişeler var. Siz bu seneki transferlerimizi sorunsuz olarak nitelendirebiliyor musunuz?

Biz bütün transferleri olacak düşüncesiyle yaptık. Zaten kafamızda böyle riskler, böyle düşünceler olsa bu transferleri yapmazdık. Ben eminimki geçen seneki transfer döneminde de bunlar sorunsuz olacak umuduyla yapıldı. Ama her zaman takıma yapılan katkılar beklenilen sonucu vermiyor. Doğal olarak bir takım oyuncular beklenenin üstünde bir performans gösterirken bir takım oyuncular da gerçek performanslarını ortaya koyuyor. Kimileri de hala kırıklığına uğratıyor. Zaten takımlar arasındaki dengeleri ve sıralamayı da belirleyen faktörlerden bir tanesi bu. Biz bu sezon Avrupa Basketbolu'nda kendini kanıtlamış, daha önceden Euroleague ve ULEB Cup'larda mücadele etmiş, buralarda final oynamış oyuncuların transferlerini yaptık. Oyuncular istatistiki olarak belki insanları tatmin etmiyor gibi görünebilir. Örneğin, Mike Wilkinson'ın sadece geçen seneki 9 sayı 5 ribaundluk istatistiğine bakılırsa, insanlar bunun üzerinden yorum yaparsa yanılınır. Çünkü Mike Wilkinson Polonya'da izleyeceğimiz Lampe ve Garbajosa gibi oyuncularla aynı takımda oynadı. Doğal olarak seviyede artık 20 dakika oynuyor olmak çok önemli bir gerçek. Buralardaki takımların hiçbirinde artık 20-25 sayı ortalamalarla oynayan oyuncular yok. Tüm oyuncularımız geçen sezonki takımlarında da paylaşan ve bütün görevleri en doğru şekilde yapan üst seviye oyunculardı. Bu sene de bizim hedeflediğimiz zaten paylaşımı ortaya koymak.

Paylaşım ve takım oyunu demişken taraftarlar arasında sıkça konuşulan ve endişe duyulan bir konuda düşüncülerinizi merak ediyoruz. Forumumuzdaki genel görüş bütün oyuncularımızın bahsettiğiniz bu takım oyununa uygun oyuncular olduğu. Darius Washington hariç. Yeni oyun kurucumuz hakkında bir memnuniyetsizlik hakim. Darius hakkında biraz bilgi verir misiniz?

Bu tür düşünceler olması gayet normal. Özellikle de Türkiye'de yapılan transferlerin herkes tarafından %100 benimsenmesini beklemek hayal. Sonuçta burada bir takım sistemler, düzenler ve prensipler olacak. Dolayısıyla bizim beklentilerimiz, hedeflerimiz ve takım mentalitemize göre oyuncu transferleri yapıldı. Darius Washington üç senelik Avrupa tecrübesi olan 85 doğumlu bir oyuncu. Yani Darius Avrupa'ya geldiğinde 22 yaşındaydı. Erken draft olma kararı alıp daha Junior senesinde Avrupa'ya geldi. Euroleague'de Aris ve geçen sezon Eurochallenge'da Ural Great'te Avrupa tecrübeleri yaşadı. Darius skor gücü yüksek olan ama takımı da oynatmayı becerebilen bir oyuncu. Yani kimse bu sene bizim takımdan, takımın diyelim 80 sayısının 30 sayı veya 40 sayısını Jasaitis'le Darius tek başlarına atmasını ve bu tür bir takım kurgusu beklemesin. Zaten böyle bir kurgu içerisinde değiliz. Bir defa bu kadar sayıları atacak kadar oyunda kalmayacaktır oyuncular. Siz eğer sahada çok mücadeleci bir takım görmek istiyorsanız ve kazanan bir takım görmek istiyorsanız, oyuncuların maksimum enerjiyi sahaya yansıtmaları lazım. Bu da biraz dakikalarla ilgili. Yani artık 35 dakika oynayan üst seviye oyuncular hiçbir başarılı takımda yok. 20-25 dakika oynamak biraz önce de söylediğim gibi çok önemli bir oyuncu olduğunuzu gösteriyor. Bu da doğal olarak 20 dakikada kaç tane top atabileceğiniz, daha doğrusu kaç tane doğru top atabileceğiniz ile ilgili olan birşey. Biz bütün oyuncuları maksimum seviyede kullanıp kazanan bir takım yaratmaya çalışıyoruz. Yoksa dediğim gibi sezon başında mesela İsrail'in sekizinci olmuş takımından 25 sayı averajıyla oynayan bir oyuncuyu almasını da biliyorduk ama o oyuncu işler takım oyununa, doğru atışlara, kazandırmaya geldiği zaman doğru olmuyor. Onlar hep istatistikte 20 sayılarda oluyor ama sizin nerede olduğunuz önemli takım olarak. Bu yüzden bizim bu seneki takım kurgumuz söylediğim şekilde olacak.

Peki Darius'un topla çok oynadığı, kendine oynadığı ve savruk oynadığı yönünde kritikler var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ben bunu ilk defa duyuyorum. Yani ben gerekli bütün araştırmaları yaptım, koçlarla konuştum. Defalarca maçlarını seyrettim. Darius tam tersi çok süratli bir oyuncu, topu hızlı götürebilen, topu çabuk aktarabilen bir oyuncu. Çok kuvvetli penetreleri var, özellikle çember altında kontaklarla çok iyi bitirebilen bir oyuncu. Makedonya milli takımında Ankara'da seyretmişsinizdir. Hiç öyle elinde top tutar bir görüntü içinde gördünüz mü? Ben görmedim.

Yani Darius gerçekten sizin sisteminize uyan bir oyuncu mu?

Biraz önce söylediğim gibi bütün transferler olacak düşüncesiyle yapıldı. Takıma uyacağı planlanarak yapıldı. Bizim de beklentimiz uyması yönünde. Daha önce Darius'la burada kimse çalışmadı. Ama yaptığımız bütün araştırmalarda bu takıma uyabileceği kanısına vardık ve böyle bir transfer gerçekleştirdik. Ayrıca bizim takımdaki tüm oyuncular bir takım hedeflere ve başarılara aç oyuncular. Yani bunlar da gözetilerek transferler yapıldı. Darius Washington artık Avrupa'da, ULEB Cup'larda başarılı olmak zorunda. Başarının hangi yoldan geçtiği kesin. Dolayısıyla mutlaka buna adapte olacaktır. Zaman zaman tabiki sorunlar çekebiliriz. Her oyuncu sezonun birinci maçından sonuna kadar mükemmel oynamıyor. Burada inişler çıkışlar, zaman zaman düzen dışına çıkmalar olacaktır ama biz bunları en minimumda tutup kazanmaya yönelik bir takım yaratmaya çalışıyoruz. Yani bundan önceki Galatasaray'lardan biraz daha farklı bir takım olacağız. Daha öncekiler örneğin, Murat'ın ilk başlarda yaptığı takımlarda daha genç, atıcı oyuncular vardı. Dee Brown olsun, Robert Hite olsun, bu tarz oyunculara gidildi. Geçen sezon, Avrupa'da daha tecrübeli ama yaşı belirli bir noktada olan oyunculara gidildi. Biz bu sene bütün hepsinin bir harmanlamasını yaptık. Yani hem Türk oyuncularımız, hem yabancı oyuncularımız başarıya aç, başarı için herşeyini ortaya koyabilecek oyuncular. Bu düşünceyle bütün bu plan ve programlamaları yaptık. Bunun da gerçekleşeceğini umut ediyoruz.

Pota altı oyuncularımız konusunda da bazı eleştiriler var. Herkes uzun ve kalın bir pivot beklentisi içinde. Mevcut kadronun fiziksel olarak yetersiz olduğunu düşünüyorlar. Buna katılıyor musunuz?

Bir defa demin söylediğim gibi oyunculardan maksimum verimi elde etmek için çok değişerek oynayacağız. Bu değişmeler sırasında da herkesin rolleri zaman zaman farklılıklar gösterecek. Yani biz bu sene 1-2-3-4 ve 5 numaralar diye oynamayacağız basketbolu. Biz bu sene 3 tane kısa ve 2 tane uzun oyuncuyla oynayacağız. Eğer transition defanstan başlayarak, pick and roll defanslarda da minimum handikaplı bir takım olmak istiyorsanız, oyuncuların birbiriyle değişiminde handikap olmaması gerekiyor. Yani bi tane 2.15'lik ama pick and roll yapamayan bir uzun ve sadece şut atan bir dört numarayla oynadığınız zaman özellikle savunmada çok büyük problemler yaşayabiliyorsunuz. Her takıma, her kişiye göre farklı farklı defans yapmak zorunda kalıyorsunuz. Bizim planladığımız, defansta özellikle kimin kimi tuttuğunun çok fazla önemli olmadığı bir transition defans. Örneğin, kolay sayıyı engellemek adına, her an için Polat'ın 5 numarayla eşleşmek zorunda kalsa bile bunu becerebileceği yada 4 veya 5 numara dediğimiz oyuncunun yeri geldiğinde kısalarla switch yapıp rakip kısaların penetresini engelliyor olması gerekir. Çünkü artık pick and roll yeni basketbolda çok önemli bir yer tutuyor ve burdan delinmemeniz gerekiyor. Boyalı alanın içine kimseyi sokmamanız gerekiyor. Bizim bütün oyuncularımız bu özelliklerde.

Taraftarın beklentisine yönelik sadece Cemal var takımda. Onun fazla süre alacağını varsayabilir miyiz?

Cemal belki bu sezona kadar kendisinden beklenen performansı çok fazla gösteremedi ama bunun altında yatan bir gerçek de Cemal'in bunu gösteremeyeceği düşünülerek oralara devamlı transferler yapılmasıydı. Cemal bence 87 jenerasyonunun, ki uzunlar genelde 86-87 jenerasyonunda toplanıyor, en kalın en sağlam oyuncusu. Dolayısıyla bu düşünceye katılmıyorum. Yani pota altının zayıf olduğu düşüncesine katılmıyorum. Cemal'e bu şansı vermek gerektiğine inanıyoruz ve Cemal'e güveniyoruz. O da şu anda bizle yaptığı konuşmalarda bu görevin altında kalkacağı inancında ve çok çalışıyor. Artı Mike Wilkinson Aris'te 5 numara pozisyonunda Massey ile beraber değişimli olarak Euroleague oynadı. 5'leri de genelde Mike tuttu. Geçen sene de 4-5 oynadı. Radoslav Rancik de Benetton'da belirli süreler J.Wallace ile birlikte 5 numara oynuyordu. Bugün zaten Avrupa'da gerçek anlamda bir 5 numara bulmak çok kolay birşey değil. Yani gerçek pivotları NBA kapıyor. Gerçek pivotları ama söylediğim. Kalanlar da zaten çok çok yüksek paralarla Euroleague'in bile çok üst takımlarına gidiyor. Dolayısıyla biz, sırf boyu uzun yada ebadı geniş diye bir oyuncu almaktansa bütün herşeyi yapabilen, çok potansiyelli, bir sürü noktada takıma faydalı olabilecek oyuncuları almayı tercih ettik. Yani ben çok fazla size olarak zayıf olduğumuzu düşünmüyorum kesinlikle.

Başarıya giden yolda yerlilerin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Yabancı oyuncular mutlaka kaliteli oluyor ama genelde yerliler sıralamanızı beliyor. Biz bu seneye girerken yerli kadromuzda önemli değişiklikler yaptık. Özellikle de Hüseyin Beşok ve Cüneyt Erden gibi oyuncularla yollarımızı ayırdık. Taraftar ise bu iki oyuncunun ayrılmasından rahatsız oldu. Bu iki oyuncunun takımdan ayrılışları ile ilgili bilgi verir misiniz? Bütçe mi etkili oldu bu konuda yoksa bu oyuncuların misyonlarını kaybetmesi mi?

Öncelikle yabancılar için iki sene boyunca birşeyler denendi, edildi, tüm yönetim kısmı o ekiplerle başarılı olunacağına inandıkları için o transferleri yaptılar. Bu yabancıların yanında yerlilerde de Hüseyin ve Cüneyt gibi çok değerli, çok kaliteli oyuncular vardı. Bu sene evet bütçe düştü ama bu bütçenin düşmesinin, altını çiziyorum, iddiamız düştü anlamında yorumlanmaması gerekiyor. Çünkü çok yüksek bütçelerde zaman zaman ödeme problemleri çekiliyor. Bir defa bu sezon bunun olmaması gerekiyordu. Bu olmayacağı düşüncesiyle böyle bir bütçe yapıldı ama Avrupa'da da bütçelerin düşmesinden dolayı özellikle yabancı oyuncuları, ki bence çok kaliteli oyuncular, normal şartlarda iki katına alabilecekken bu fiyatlara aldık. Üstelik bu sezon dediğim gibi kulüpte bir kabuk değişikliğine gidildi. Yani biz jenerasyonları 1 hatta 2 jenerasyon gençleştirme kararı aldık. Bu sezon şampiyon olmak istemiyor muyuz, tabiki şampiyon olmak istiyoruz, tabiki her maçı kazanmak için oynayacağız, bir defa biz o söylediğim mücadeleci ve kazanan takımı yaratıyorsak, bu şampiyonluk sözleri kendiliğinden gelecektir. Ama ileriyle dönük olarak da birşeylerin altyapısını başlatmanız gerekiyor. Evren transferi, Can Akın transferi buna örnek. Yani ne Hüseyin ne Cüneyt yaşlı oyuncular yada kötü oyuncular oldukları için bırakılmadı. Tamamen 87 doğumlu Cemal, 85 doğumlu Caner ve Evren, 83 doğumlu Can gibi transferleri hep iki jenerasyon yenilemek üzere yapıldı. Yoksa oyuncuların kötü olduğundan yada parasal olarak ulaşılamadığından değil gitmeleri. Tamamen yeni bir yapılanma içerisinde daha mücadeleci, daha aç bir takım yaratmak adına.

Özellikle Caner ve Can'ın altyapıları çok iyi fakat bu oyuncular bugüne kadar kendilerinden beklenileni tam olarak veremediler. Bu sene onlar için de son bir şans olacaktır değil mi?

Tabiki. Bu oyuncuların bize yardımcı olabilecek kapasitede olduğundan herkes hemfikirdir mutlaka. Kimse bu oyunculara kötü oyuncular diyemez. Dolayısıyla biz, bazen yanlış takımlarda bulunmuş, bazen yeterli şansı bulamamış, bulduklarını da kullanamamış oyuncularda da düşüncelerimizi biraz yoğunlaştırdık. Onlar için de aç olmak demek, daha başarıya doymuş oyuncular da değiller ama, elde edecekleri şeylerin var farklı olmasıdır. Onlar da zaten bu seneki yapılanmamızda bunları elde etmenin isteğindeler. Elde edemezlerse onlar için de çok iyi olmayacağının bilincindeler. Dolayısıyla zaten o düşünceyle çok iyi çalışıyorlar.

Evren'i nasıl kullanmayı düşünüyorsunuz?

Evren'i daha çok 2 numara olarak düşünüyoruz. Çünkü 1 numara olarak Darius Washington, Can Akın, altyapımızda Göksen gibi oyuncularımız var ama burada iki tane detay var. Demin söylediğim gibi biz 3 kısalı bir sistemle oynayacağız. Yani ribaundu alan kısanın fast break'i başlatabildiği, transition'ı oynatabildiği, seti yönlendirebildiği, bir takım. Pick and roll'leri sadece bir kişinin oynadığı, şutu sadece bir kişinin attığı bir takım değil. Herkesin herşeyi yapabildiği bir takım olma düşüncesindeyiz. Zaten top kullanabilen çok fazla oyuncuyla oynamanın, driplingle delebilmenin çok büyük avantajı var basketbolda. Bunun için bizim takımımızda Darius, Can, Evren, Murat Kaya, Tufan tarzı bu işleri yapabilen oyuncular var. Zaten Evren geçen sezonun en çok gelişme gösteren oyuncusu. 2 numara olarak
Türkiye'nin en iyi oyuncularından bir tanesi. Zaten A milli takım kadrosunda da vardı. Biz ondan öncelikle 2 numara ama yeri geldiğinde de 1 numara olarak, yeri geldiğinde de guardla birlikte oynarken bir numarayı oynayabilecek bir oyuncu olarak faydalanacağız.

Tufan konusunda biraz bilgi verir misiniz? Sakatlığını tam olarak atlattı mı?

Tufan geçen sezonun sonuna doğru iyileşti ama hem fiziksel olarak hazır değildi, hem de doğal olarak üzerinde sakatlığın getirdiği korkular vardı. Onları malesef sezon sonunda yaptığı idmanlarda ve maçlarda atamadı. Ama bütün yaz boyunca, hiç ara vermeden çok özel çalışmalarla hazırlandı. Bizim Temmuz'un 20'sinde başlattığımız antreman düzeni içerisinde yer aldı. Yavaş yavaş fiziği belirli bir noktaya geldi. Yani şu anda %100 değil ama %90'lar civarına yaklaşmış durumda. Korkularını da attı. En son oynadığımız hazırlık maçında hem mücadele olarak, hem defans olarak, hem de hücum olarak son derece faydalı oldu. Benim de Tufan'dan beklentilerim son derece fazla ama söylediğim gibi bizimki kişilere dayalı bir basketbol olmayacak. Yani Tufan o gün iyi olabilir, o gün kötü olabilir, o gün onun üzerinden oynanabilir, oynanmayabilir ama her oyuncu bizim takım için son derece değerli bir parça olduğunu bilecek ve hissedecek. Aynı şekilde bizler de, yani Galatasaray camiası olarak da söylüyorum bunu, her oyuncunun bize maksimum katkı sağlamasının beklentisi içerisindeyiz. Bunu da sağlayacaklarına inanıyoruz. İllaki bir oyuncuyu, 30 sayı atar anlamında değil, o takıma yaptığı katkıyı irdeleyerek değerlendirmemiz ve buna göre kritikler yapmamız lazım.

Yeni transfer edilen oyuncularla kontratlarımız yine kısa vadeli mi yoksa uzun yıllar onlardan faydalanmayı mı düşünüyorsunuz? Bu konudaki planlarınız nelerdir?

Spor kulüplerinde çok uzun vadeli kontratlar yapmak çok gerçekçi olmuyor. Çünkü yönetimler zaten ikişer senede bir değişiyor. Bizim buna rağmen, demin söylediğim gibi bu kabuk değişikliği sırasında, bu sene derece elde etmemek gibi bir düşüncemiz yok. Derece elde etmek için elimizden gelen herşeyi yapacağız. Ama bu takımın uzun seneler beraber olmasını da düşünüyoruz. Bunu düşünürken de oyuncuların ortaya koyacağı performansı da önemli. Yani bu takımdan mutlaka devam edeceğimiz oyuncular olacaktır. Bırakacağımız oyuncular olacaktır. Bu yüzden kontratların çoğu opsiyonlu durumda. Biz eğer kabul edersek seneye devam edecek olan kontratlar yani. Onların ortaya koyduğu performanslara göre de mutlaka bu kontratları devam ettireceğiz. Zaten başkanımız Adnan Polat'ın da dediği gibi Galatasaray'da transferler hiç bitmez. Yani siz oyuncuyla Ocak ayında da konuşup bir sonraki senenin kontratını yapabilirsiniz. Biz de bu düşüncedeyiz zaten. Yani şimdiden bütün herkesi ve kulübü çok çok bağlayıcı yapıp, daha sonra hayal kırıklığına uğramaktansa, oyuncuların ortaya koyacağı performansa göre hareket etmeyi tercih ettik. Bunun da ne kadar doğru olduğunu zaman gösterecek zaten. Yani şu an için bu seneki politikamız böyle oldu.

Yabancı oyuncu transferlerinde istediğinizi alabildiğiniz mi peki?

Şimdi şöyle söyleyeyim. Türk oyuncularla birlikte yabancı transferleri adım adım götürdük. Mesela önce belirli bir seviyenin üzerinde bir Bosman oyuncu olarak Radoslav Rancik transferini gerçekleştirdik. Radoslav Rancik transferiyle birlikte Can Akın, Evren Büker kimyalarına uyabilen bir guard transferine girdik. Darius Washington bizim listemizdeki üst sıradaki oyunculardan bir tanesiydi. Dolayısıyla onun da Bosman oyuncu olması bize ileride bu kadroyu genişletme şansı tanıyordu. Minimum iki Bosman oyuncuyla oynamak zorundasınız biliyorsunuz. Daha sonra biz Summer Leauge'e gittiğimiz zaman, gittikten sonra daha doğrusu, çok geniş bir oyuncu portföyümüz ortaya çıktı. Ama Avrupa'da düşen bütçelerle birlikte Jasaitis olsun, Mike Wilkinson olsun, bizim ulaşabileceğimiz rakamlara geldiler. Dolayısıyla kendisini ispatlamış bu oyuncuların da transferini takıma yaptık. Yani bütün bunların hepsi adım adım oldu. Tabiki siz sezon başında ben şu dört oyuncuyu istiyorum diye bir transfer politikası
güdemiyorsunuz. Çünkü birbiriyle bağlantılı olan transferler bunlar. Yani Cemal ve Radoslav'la birlikte belki Mike Wilkinson çok iyi uyuyor. Belki Radoslav'ı almasaydık Mike Wilkinson yerine başka birini tercih edecektik. Yani bu takım kimyasıyla ilgili olan detaylar ve adım adım yürütmek zorundasınız. Ama şu anki takımın içerisinde en genç oyuncudan en tecrübeli oyuncuya yada yabancı oyuncusuna kadar hepsi teknik ekibin okeyi ve isteği doğrultusunda gerçekleşmiş transferlerdir. Kimse zorla alınmış yada elimize çaresizlikten gelmiş oyuncular değil kesinlikle. Bizim hepsine olan güvenimiz ve beklentimiz son derece fazla.

Jasaitis transferi nasıl gelişti hocam? Taraftar olarak beklentilerin düşük olduğu bir anda geldi ve imkansız bir transfer olarak düşünülüyordu.

Söylediğim gibi bunların hepsi adım adım oldu. Çok kolay olmadı. Biz de birbiriyle bağlantılı pek çok kimya yaratmaya çalıştık. Atıyorum Joe ile Alex'i bir kimya olarak düşünmeye çalıştık. Öbürkiyle başka birini bir kimya olarak düşünmeye çalıştık. Jasaitis de özellikle Rytas'dan sonra Maccabi, Tau Ceramica ve Badalona gibi önemli takımlarda görevler aldı. Burada iki tane detay etkili oldu. Galatasaray'ın ULEB Cup oynuyor olması ve daha önceden başarısının olması, ilk sekizde oynamış olması ve bu sene de iddialı bir konumda olması etkili oldu. Söylediğim gibi ekonomik olarak da bizim ulaşabileceğimiz bir noktalara geldi. Doğru bir transfer olduğunu düşünüyorum. Beklentilerimizin çok fazla olduğunu düşünüyorum. Yani tabiki çok kolay olmadı ama işin doğrusu öyle el bebek gül bebek de ikna etmek için uğraşmadık. Biz kendi şartlarımızı, kendi durumumuzu ortaya koyduk. Jasaitis'in de birkaç tane alternatifi vardı. O alternatiflerin içerisinde tercihini bizden yana kullandı.

Altyapımız konusunda da çeşitli sorular var. Siz beş oyuncuyu sezon öncesi hazırlıklar çerçevesinde kadroya almıştınız. Bu oyuncular A takımda yer alabilecek isimler mi? Altyapımız şu anda ne durumda?

Altyapı çok geniş ve uzun vadeli düşünülmesi gereken birşey. Üç sezon evvel Galatasaray altyapıları, altyapı organizasyonlarındaki A,B,C kategorileri içerisinde malesef C kategorisindeydi. Siz istediğiniz kadar iyi takım kurarsanız kurun, B kategorisine çıkamıyordunuz. Dolayısıyla bir sene oradan atlamak için gerekiyor, bir sene B'den A'ya atlamak için gerekiyor. Şu anda bütün altyapı takımlarımız olması gereken bu A kategorilerine yükseldi. Birkaç senedir yapılan yatırımlar belli bir noktaya geldi. Altyapılarda yetiştirdiğimiz oyuncuların bir anda A takımda oynuyor olması çok kolay birşey değil. Tabiki bu dönemde onları görmek adına, antremanların iyi işlemesi adına ve ileriyle yönelik yatırımlarımızın ne olacağı konusunda fikirler elde etmek için de bu oyuncuları kadroya aldık. Biz bütün sezon boyunca Göksen gibi Doğukan gibi Oğuzhan gibi oyuncuları A takım idmanlarına alacağız. Göksen'in kadroya girme ihtimali de var zaten. İşte en son Antalya ile yaptığımız maçta oynattık Göksen'i. Ama şu anda dediğim gibi daha önceden altyapımızın çok iyi olmamasından dolayı belli bir konuma gelemedik. Ama bundan sonra artık altyapıya verilen önem daha da fazla artacaktır. Koray Mincinozlu'nun altyapılarla da ilgileniyor olması, orayı yönlendiriyor olması, oyuncuların seçimi, programlaması konusundaki çok büyük tecrübesiyle de bir yere gelmek istiyoruz. Bundan da çok yararlanılacaktır mutlaka ki. Dolayısıyla bence doğru yoldayız ama bunun verimini almak, meyvelerini toplamak çok kolay değil. Ama alt yapıda her sene biraz daha bize layık işler yapılmaya başlanıyor.

Futbol takımımızın altyapısındaki başarılar da taraftarın beklentisini arttırıyor. Basketbol takımımızdan da aynı beklentiler var futboldaki gibi. Kulübümüz bu beklentileri karşılayabilecek mi?

Bu beklentide olmalarını kesinlikle yadırgamıyorum. Ben de bu beklentinin içerisindeyim. Galatasaray Kulübü'nün en son gençler Türkiye Şampiyonu olduğu takımı Koray Abi ve ben birlikte çalıştırıyorduk. 68-69-70 jenerasyonunu yani. Ondan sonra bildiğim kadarıyla bir tek 81 jenerasyonunda bir türkiye üçüncülüğü var. Onun dışında uzun seneler Türkiye Şampiyonası'na bile gidilememeler var. Burada kimseyi yargılamak adına söylemiyorum ama bu böyle olmamak zorunda doğal olarak. Futbolda bütün bu altyapı yatırımlarının nasıl sonucu alınıyorsa basketbolda da alınması gerekiyor. Yalnız futbolda 11 kişinin içine bir tane 18 yaşındaki genci atabiliyorsunuz ama basketbolda 5 kişinin arasına birini atmak çok kolay birşey değil. Onun üst performansta bir oyuncu olması gerekiyor. İşte demin söylediğim gibi 2-3 sene önce başlatılan bu yatırımlarla, bizim de ön ayak olmamızla Galatasaray'da olması gereken şey mutlaka yapılacaktır. Türk basketbolunda şu anda bizlerin emeği geçen pek çok oyuncu oynuyor. Dolayısıyla bununla nasıl gurur duyuyorsak Galatasaray Kulübü'nden de bu oyuncuların ileride bizim A takımımızda yada başka A takımlarda oynaması bizi mutlu edecektir. Yani ben de kesinlikle altyapıya önem veren bir antrenörüm. Mutlaka bunun için çalışmalar yapacağız.

Tabi istikrarsızlık da etkiliyor altyapıyı değil mi?

Yani söylediğim gibi bir altyapı planlaması zaten çok kolay birşey değil. Size şöyle söyleyeyim her jenerasyondan bir oyuncuyu Türkiye Basketbol Ligleri'ne kazandırabiliyorsanız, yani bu Galatasaray'da oynayamayabilir ama atıyorum başka bir takımda oynayabilir, bu bile bence çok büyük bir başarıdır. Bir anda altyapıdan bir jenerasyondan üç oyuncuyu çıkarmak, oynatabilmek çok kolay şeyler değil. Çok da gerçekçi şeyler değil. Yani geçmişe dönüp bakın her jenerasyondan bir oyuncu bile çıkarabilen kulüpler müthiş başarılı kulüplerdir. Söylediğinizin de etkisi var tabi. Her dakika bir takım değişiklikler olursa politikalar değişiyor tabiki.

Biraz da sizinle ilgili sorulara geçelim. Bayan takımından erkek takımına geçmeniz bir hayli tartışıldı. Bu süreçte ne gibi gelişmeler yaşandı? Siz bayan takımı için transferleri de yapmıştınız, bu gelişme sizi zor durumda bıraktı mı?

Benim bu sene antrenörlükteki 25. senem. 92 yılından beri 17 senedir birinci lig seviyesinde antrenörlük yapıyorum ve bütün kariyerimi erkeklerle yaptım. Ben zaten bayan takımıyla sadece üç ay beraber oldum. Dolayısıyla oradan buraya geçmek benim için çok büyük bir problem olmadı. Sizin söylediğinize katılıyorum. Ben bayanlarda sezonu bitirince oturup bayanlar adına kimler bu takıma daha faydalı olurun arayışları içerisindeydim. Bitirmiş olduğumuz bir oyuncu yoktu ama. Yani Yelena olsun Nilay olsun bütün bunlar zaten o sırada anlaşma aşamasına geldiğimiz oyunculardı ama bitirdiğimiz oyuncular değildi. Benden sonra gelen Zafer Kalaycıoğlu da zaten bunların Avrupa'nın alınabilecek oyuncuları olduğunun farkındaydı. Dolayısıyla o da bu transferleri okeyledi ve onun da okeyiyle oldu transferler. İşte Seimone'un sakatlığından dolayı Jia Perkins'in transferi yapıldı. Dolayısıyla hani o takım benim mantığıma uyan takımdan çok, en iyi Galatasaray nasıl yaratılırın takımı oldu zaten. Eurocup'ı kazandıktan sonra Euroleague'de de başarı elde etmek adına, Türkiye'de şampiyon olmak adına zaten oluşturulabilecek en iyi kadroyu oluşturmak için çabalar sarfettik. Yani Türk oyuncu bazında alınabilecek en iyi Türk oyuncuları aldık yada zaten bizde varolanlar en iyi Türk oyunculardı. Yabancı oyuncular da dediğim gibi alınabilecek en iyi oyunculardı. Böyle bir transfer politikası gerçekleştirdik. Ama erkeklere geçiş takvimi de çok geç olmadığı için yani Haziran'ın hemen başında gerçekleştiği için zorluk yaşamadık. Kısacaso erkeklerde yeteri kadar inceleme, etüt etme ve doğru takımı kurmak için zamanımız oldu.

Kariyerinizde hep düşük seviyede takımlarda çalıştığınız ve Galatasaray'da zorlanacağınız yönünde eleştiriler de var. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Ben 26 yaşında head coach oldum. Herkesin düşer dediği sezonlar Play-Off'lara girdim. Daha sonra Tofaş'la çok önemli bir üç sene geçirdim. Asistan koç olarak geçirdim ama Koraç Kupası'nın finalini oynadığımız senelerde orada son derece aktif bir roldeydim. Onun dışında elimizdeki bütçelere göre kurulan takımlarda herkesin çok çok başarılı gördüğü sezonlar elde ettik. Örneğin Oyak Renault ile ikinci ligden geldiğimiz ilk sezonda 850 bin dolarlık bir bütçeyle ligi dördüncü sırada bitirdik. Yarı finalde Efes Pilsen'e son topta elendik. 650 bin dolarlık bir bütçeyle Darüşşafaka'da altıncı olduk. Yani bence bütün bunlar çok önemli kriterler. Evet şu ana kadar 10 milyon dolarlık 15 milyon dolarlık bir takımda çalışma şansım olmadı ama öbür taraflarda çalışmak daha da zor. Yani düşük bütçeli takımlarla, biraz daha düşük profilli oyuncularla çalışıp onları yükseltebilmek, onları başarılı adledebilmek, takım olarak da kazanabilmek bence çok önemli birşey. Galatasaray da bana yabancı olan bir yer değil zaten. Benim içinden yetiştiğim, liseden yetiştiğim bir kurum. Yani buradaki herkesle hayatım boyunca, belirli dönemlerde ilişkilerimin olduğu bir camia. Kendi camiam en azından. Gerçek anlamda Galatasaray'ın içinden gelmiş bir insanım. Dolayısıyla benim için hiçbir zorluk olacağını tahmin etmiyorum.

Rakiplerimize baktığınızda onları ve bizi nerede görüyorsunuz?

Hazırlık periyodu zaten çok yeni başladı. Biz ilk maçımızı yaptık. Genellikle takımlar yeni yeni maç yapmaya başlıyorlar. Dolayısıyla inceleme şansımız olmadı doğal olarak ama önümüzdeki 1 ay zaten bütün takımların turnuvalar oynayacakları, özel maçlar oynayacakları zaman. Burada önce kendi takımımızın en üst noktaya çıkması için sonra da rakipleri inceleyip ligde onları yenebilmek için bir takım çalışmalar yapacağız tabiki. Söylediğim gibi ben şu anda hiçbir derece telaffuz etmiyorum. Sadece ve sadece şunun sözünü veriyorum. Tüm Galatasaray taraftarı sahada gurur duyacakları, onları memnun edecek bir mücadele ortaya koyan, Galatasaray'a yakışır bir takım göreceklerdir. Zaten bunu ortaya çıkarttığımız zaman elde edilebilecek en iyi dereceyi elde edeceğiz. Biz elimizdeki kadrodan, ki çok güvendiğimiz bir kadro, öok memnunuz. Buradan öncelikle en mücadeleci ve en iyi takımı yaratmaya çalışacağız. Bu takımı yarattığımız zaman benden çok iddialı sözler mutlaka duyacaksınız ama şu anda bizim konsantrasyonumuz bu takımı yaratabilmek adına. Çünkü bu takımı yaratmadan hedef ve başarı sözü vermenin çok gerçekçi olmadığını düşünüyorum. İleride o sözler kendiliğinden söylenecek mutlaka. Seyirciler bizi o noktaya itecekler. Ama söylediğim gibi benim verdiğim söz herkesin gurur duyacağı, oyuncuların Galatasaray formasını taşımasından tüm seyircilerin memnun olacağı bir ekip yaratabilmek. Zaten bunu yarattığınız zaman başarı kendiliğinden gelecek.

Avrupa Şampiyonası ve Milli Takım hakkındaki düşüncelerinizi de alabilir miyiz?

Milli takım hepimizin takımı. Orada en iyi derece elde etmelerini, oradan madalyayla dönmelerini bekliyoruz. Kişisel olarak ben Dünya Şampiyonası'ndan önce oranın bir prova olduğunu değil tam tersine orada derece elde etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bizim takımın bunu sağlayacak potansiyelde olduğunu düşünüyorum ama turnuvalar sürprizlere açık, iniş çıkışlara gebe olan organizasyonlardır. Bir öngörüyle orada olmanın çok doğru olmadığını düşünüyorum bu yüzden. Maç maç hareket etmek lazım. Ama genel anlamdaki bir beklentimiz tabiki ilk beşin içerinde, ilk dördün içerisinde yer alması milli takımımızın. Bunu da sağlayabilirler.

Şampiyon olduktan sonra Cem Akdağ'a teşekkür etmediğiniz yönünde de eleştiriler var.

Bunları kim söylüyorsa herhalde benim final maçının son düdüğünden sonraki röportajımdan, yani televizyona verdiğim canlı röportajdan itibaren, kupayla ilgili yaptığım bütün yorumları dinlemediğini düşünüyorum. Çünkü ben her türlü organizasyonda bu kupanın alınmasında emeği geçen herkese başlığı altında bu takımı kuran Cem Akdağ'a, Cem Akdağ'ın yokluğunda bu takımı özellikle defans anlamında bir noktaya getiren Hakan Acer'e ve emeği geçen herkese, idari ve teknik anlamdaki herkese defalarca teşekkür ettim. Televizyon programlarında bunu söyledim. Ben bir takım etik değerlere çok önem veren bir insanım. Cem Abi gibi benim antrenörlüğümü yapmış bir insana bu saygısızlığı yapacak bir insan değilim. Defalarca her türlü programda bunu söyledim. Bunu kimsenin bilmesi gerekmiyor ama Cem Abiye özel olarak da iletişim kurarak teşekkür ettim. Burada haksızlık yapılmasın lütfen.

Forumu takip ediyor musunuz peki Hocam? Özellikle forumumuzda bir memnuniyetsizlik ve olumsuzluk hakim. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Şu aralar kafamızı kaldıramıyoruz. Ama bu tarz kulüplerde bir takım kritikler olması gerekiyor zaten. 100 kişilik 200 kişilik bir grup değil Galatasaray taraftarı. Milyonlarca insandan bahsediyorsunuz. Yüzlerce değişik fikir türemekte yani. Sizin aldığınız bir oyuncuya karşılık insanların başka oyuncuyu istemesi, foruma yazması, eleştiri yapması çok normal birşey. Sonuçta spor yapıyoruz ve bu bir oyun ama herşeyi yapabildiğimiz bir oyun. Benim için doktorluğu bırakacağım kadar önemli bir iş basketbol. Yükümlülüklerinizi yerine getirmeniz gerekiyor öncelikle sonra başarılı olmanız gerekiyor. Ben Galatasaray seyircini biliyorum. Bir elini kaldırmayıp oynayan bir oyuncu yerine sonuna kadar mücadele edip de daha alt seviyede olan oyuncularla oynamayı istediklerini de biliyorum. Yani herkesi mutlu edemiyorsunuz. Biz derece anlamında, sahada mücadele anlamında, çalışma anlamında, bir takım ruhu yaratmak anlamında problemsiz oyuncularla çalışmayı tercih ediyoruz. Çok da başarılı olacağımıza inanıyoruz kesinlikle. Tek bir isteğimiz var. Olumsuz olmamak lazım. Bir insan fikrini söyleyebilir ama birine kötü demek için beklemek gerekiyor. Yani bütçe lafı etmek istemiyorum ama elimizdeki oyuncuların alınabilecek en doğru oyuncular olduğuna inanıyorum. Şunu da belirteyim Galatasaray iddianın, hedefin bitmediği bir yerdir. Taraftarın çok umrunda değil belki bütçenin düşüp düşmemesi ama. Bu mutlaka kırılacaktır. Ortaya konan basketbolla ilgili birşey yani. Şimdi biri 20 milyon dolar ortaya koyuyorsa, ben atalım 4 milyon dolar ortaya koyup şampiyon olacağım diye ortaya atılırsam bu Don Kişot'luk olur. Ama iyi bir takım yaratacağız. Bunun sonunda gidilebilecek en üst noktalara gitmek bence daha önemli. Burada Galataaray seyircisinin tavrı önemli olan. Galatasaray Kulübü istemez miydi 20 milyon dolarlık bir takım yaratılsın diye ama bu kulübün gelirleriyle de ilgili olan birşey. Belki hepimiz tarafından desteklenmesi gereken birşey.

Son olarak taraftarımıza nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Onların bizi desteklemesine çok fazla ihtiyacımız var. Ben geçen sene bunu çok yakından yaşadım. Yani bayan takımıyla herkesin imkansız dediği, Rusya'da 14 sayıyla kaybedilmiş bir maçı bizim kararlılığımız ve seyircinin de desteğiyle bizi itmesiyle burada 23 sayıyla kazandık. Herkesin imkansız dediği 12 sayıyla kaybettiğimiz bir final maçında, hayatım boyunca unutmayacağım bir gecede yine bizim inancımız ve seyircimizin desteğiyle kupa kazanıldı. Ben buna çok net şahit oldum geçen sene. Bu sene de söylediğim gibi insanlar ne derse desinler, biz iyi bir takım olacağımıza, çok iyi mücadele edeceğimize eminiz. Bu takımı yaratmaya çalışıyoruz zaten. Burada seyircimizin de bize inanarak bizi desteklemesi lazım. Mutlaka kötü günümüz iyi günümüz olacaktır. Ama bu takıma sabredilmesi yada erken karar verilmesi gibi birşey kesinlikle söylemiyorum. Burada önemli olan şey şu ki, bu oyuncuların bize en iyi dereceyi getirmek için desteklenmeye ihtiyaçları var. Galatasaray seyircisi de bunu defalarca kez ispat etmiştir zaten. Bizi ilk anda itibaren desteklemelerini istiyoruz. Yani şu hazırlık maçlarında bile Türkiye'de ilk defa oynayacak olan yabancılara, Galatasaray formasını ilk defa giyecek Türk oyunculara bile Galatasaray seyircisinin ne olduğunu göstermemiz lazım. İlginin, onlara olan sevginin, onlara olan beklentinin ne olacağını göstermeleri lazım. Ben bu 15'indeki hazırlık turnuvasında bile seyircimizi arkamızda görmek istiyorum. Tabi dolu olmayacaktır salon ama böyle bir hazırlık turnuvasında bile seyircimizin bizle olduğunu bilmek, bizi o hedeflediğimiz noktalara götürmek için itici bir güç olacaktır.


Röportaj: Kerem Seçer ve Arda Öztürk
Kaynak: www.gsbasket.org