Şuana kadar oynanan play-off maçları bizlere gösterdi ki şampiyon yine Doğu’dan çıkacaktır. Batı’daki takımlardan hangisi finale gelirse sadece serinin ne kadar uzayacağını belirler. Hani klasik bir söz vardır ‘’Er meydanı play-off..’’ diye. Doğu, Batı’dan normal sezonda genel olarak kötü gibi gözüksede iş er meydanına gelince Doğu, Batı’yı ezer geçer.

Gelelim Batı’daki dengelere. Ortada bir dengede yok aslında, ya iyi var ya kötü. İyilerde kendi içinde denge sorunları yaşayınca Batı’dan gelen takımın, Doğu’dan gelen takım karşısında vay haline.
1 numaralı favori olarak gösterilen Lakers’ın düştüğü durumlar düşündürücü. Memo’nun yokluğundaki Utah karşısında bu piyangoyu iyi değerlendirdiler ve fazla yıpranmadan 2. tura çıktılar. Ancak 2. turda her türlü olumsuzluğu yaşayan Rockets karşısında serinin ilk 4 maçı itibariyle oyun anlamında ezildiler. Rockets beni ilk turda Portland’ı geçerek şaşırtmasının yanı sıra Lakers karşısında oynadığı oyunla daha da şaşırttı ve takdire şayan bir mücadele ortaya koydu. Daha net bir ifadeyle basketbolun adaleti varsa Rockets şuana kadar oynadığı oyunla ve böyle mücadele etmeye devam ederse turu geçmelidir. Ama Yao’nun sakatlığı sonrası bu çok zor. Lakers bir şekilde burada da iyi bir piyango yakalamış oldu.
Ancak Lakers’ın gidişatı gidişat değil. Adeta yerlere düşen bir guard savunması, bir türlü oturmayan rotasyon, 2 yıldır ‘’Süper Star’’ seviyesinde olması beklenen ancak daha star’ın s’si olamayan bir Bynum’la, Lakers değil NBA finali yapmak Batı finalinde elenir gider. Olurda Lakers, NBA finali yaparsa Doğu’dan gelmesi muhtemel 3 takımdan biri Lakers’ı 6 maçta hüsrana uğratır.


Cleveland Cavaliers 8 de 8’le gidiyor ve gerçekten korkutucu bir performans sergiliyorlar. Bu adamları kim durduracak soruları karşısında kimsenin şu tabloda bir cevabı yok. Bu güzel tablonun olumsuz yanlarıda olabilir. Bazen kaybetmeyi de bilmek lazım hiç kaybetmekten zirveye doğru yürümek, olası ilk kayıpta büyük bir travma etkiside yaratabilir. Düştüğünüz yerden kalkabilmek de bir sanattır aslında. İnsan ilk düşüşünde kalkarken acıyla ağlar, ancak 2. düşüşünde ilk düşüşü aklına gelir ve bu sefer kalkarken acısını yüreğine gömer ve başı dik bir şekilde kalkmaya başlar. Cavaliers’ın kaybetmemesi beklide başını ağrıtabilir.
(Cavaliers konusunda bu parantezi açmak farz oldu. Ne olursa olsun ne kadar iyi olursanız olun bu size rakipleri küçümseme ve hoş olmayan işlere girme hakkı vermez. Cavaliers iyi takım ve şuan çok formdalar ancak James önderliğinde yaptıkları ‘garip’ şovları sanırım taş devrinde nefes alıp vermeyi yeni öğrenen ve hayvan avlamakla geçimini sağlamaya çalışan mağra adamları yapmıyordur. ‘’Saygı’’ göstermezseniz ‘’saygı’’ alamazsınız. Saygı alamadan kazanılmış hiçbir apolette bir şey ifade etmez.)

Boston Celtics’de ise yaşanan olumsuzluklara rağmen Doc Rivers’ın aşıladığı dik duruş her maç kendisini belli ediyor. Oyuncular şartlar ne olursa olsun pes etmiyor ve sürekli maçı kovalıyor sürekli maçın içinde kalıyor. Rivers’a ne kadar övgü yağdırsak azdır. Rivers demişken tekrar bunu yinelemekte fayda var ; Cavaliers koçu Brown her pozsiyonda hakemlere adeta ‘ağlarken’ ve sürekli hakemlerden medet umarken, şampiyon koç Rivers’ın bir kere olsun hakemlerle uğraşmamasıda aradaki duruş farkının nedenli kesin bir çizgide olduğunu gösteriyor.
Boston-Orlando serisinde kısa ve öz bir sonuçta ortaya çıktı ;
-Boston ne kadar geriye düşerse düşsün ''Biz bu maçı çeviririz..'' güvenini aşılamış kendisine.
-Orlando ne kadar farkla önde olursa olsun ''Eyvah bu maçta mı elimizden gidecek..'' korkusunu aşılamış kendisine.
Play-off’lar devam ederken izlenimler şimdilik böyle. Konferans finalleri öncesi takımların durumlarına kısa bir göz atmak istedik. Finallerin heyecanında daha net bir tablo ile karşınızda olacağız elbette.
Mr. X
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder